Zekâtın Sınırları Nelerdir?

mehmetnurituran

Zekât almayı helâl kılan fakìrlik ve miskinliğin sınırı nedir?

“Asıl olan; zekâtın zengine verilmesinin câiz olmamasıdır. Bu ittifâklı bir mes’eledir. Zîrâ Hazret-i Peygamber (asm) buyuruyor ki:

Zengin için zekâtta hiçbir pay yoktur.’

“Cumhûr (Mâlikîler, Şâfiìler ve Ahmed b. Hanbel’in bir rivâyetine göre) der ki: ‘Bu husûsta i’tibâr edilen kifâyettir. Her kim kendisine ve çoluk çocuğuna kâfî gelecek para veyâ bir mal bulsa, o kişi zengindir. Zekât almak ona helâl değildir. Eğer kendisine ve çoluk çocuğuna yetecek kadar bir şey bulamazsa, bu kişinin nisâba ulaşacak malı olsa dahi; yine zekât alabilir.’

“Hanefîler derler ki; zekât vermeyi gerektiren zenginlik, zekât almaya mâni’dir.

Bir fakìre veyâ bir miskine ne kadar zekât verilebilir?

Verilecek zekât miktârı konusunda mezheb imâmlarının görüşleri şöyledir:

 “1) Hanefîlere göre: Fakìre zekâttan nisâb miktârından daha az bir miktâr verilmelidir. Eğer nisâb miktârı kadar verilse; bu kerâhetle birlikte câizdir.

“2) Mâlikîler, bir rivâyete göre İmâm Ahmed b. Hanbel ve ba’zı Şâfiì ulemâsına göre:  Fakìre, kendisine bir sene yetecek kadar zekâttan bir pay verilir.

“3) Şâfiìler, bir rivâyete göre Ahmed bin Hanbel’e göre: Fakìre, ömr-ü gàlib süresince ihtiyâçlarına kâfî gelecek kadar zekâttan hisse verilir.

“4) Borçlulara, borcu kadar zekâttan hisse verilir.

“5) Zekât me’mûrlarına, amelinin ücreti kadar zekâttan pay verilir.

“6) Yolculara da kendilerini memleketlerine ulaştıracak kadar zekât verilebilir.” (el-Mevsûâtu’l-Fıkhiyye 35 / 13; el-Mevsûâtu’l-Fıkhiyye 23 / 317; el-Fıkhu’l-İslâmî 2 / 876-877; Kitâbu’l-Fıkhi Ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Dîne hizmet için hâlktan zekât ve sadaka istemenin hükmü İslâm dîni, Müslümanların izzet ve şerefini korumaya, onları hakìr ve zelîl bir hâle düşmekten muhâfaza etmeye ehemmiyet verir. Bu sebeple İslâmiyet; ehl-i îmânı ma’zeretsiz sadaka istemekten veyâ yoksulluk emarelerini izhâr etmekten nehyeder.

Bâhusûs îmân ve Kur’ân’a hizmet nâmı altında eşhâsın kapı kapı dolaşıp insanlardan bir şeyler istemeleri, Müslümanları değişik vesîleler ve adlar altında bir araya toplayıp onlardan yardım taleb etmeleri; yardım eden kimselerin de hazır cemâattân hayâ etmeleri sebebiyle yardımda bulunmaları; vakıf, dernek, tekye, medrese için hâlktan para toplayarak zillet altına girmeleri bütün bütün harâmdır.

Îmân ve Kur’ân’a, İslâmiyetin harâm kıldığı dilencilikle değil; istiğnâ düstûruna riâyet etmekle ya’nî hâlktan maddî ve ma’nevî hiçbir ücret taleb etmemekle hizmet edilir.

Mâdem ehl-i îmân olarak hakkı neşrederken enbiyâya ittibâ’ etmekle mükellefiz. Öyle ise her zaman ihlâsı elde tutmalı, hâlktan maddî ve ma’nevî hiçbir karşılık beklemeden hizmet-i îmâniyye ve Kur’a’nîyyede bulunmalıyız.

Bu Üstad hazretleri şöyle buyuruyor.

“Sahâbelerin senâ-i Kur’a’nîyyeye mazhar olan “îsâr” hasletini kendine rehber etmek. Ya’nî: Hediye ve sadakanın kabûlünde başkasını kendine tercîh etmek ve hizmet-i dîniyyenin mukàbilinde gelen menfaat-ı maddîyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsân-ı İlâhî bilerek, nâsdan minnet almayarak ve hizmet-i dîniyyenin mukàbilinde de almamaktır. Çünkü: Hizmet-i dîniyyenin mukàbilinde dünyâda bir şey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maîşetlerini te’mîn etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakitte, hizmetimin ücretidir denilmez. Mümkün olduğu kadar kanâatkârâne başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercîh etmek,  وَيُؤْثِرُونَعَلىٰاََنْفُسِهِمْوَلَوْكَانَبِهِمْخَصَاصَةٌ sırrına mazhariyetle, bu müdhiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir (Lem’alar 20.Lem’a)

Dini İlim’le meşgùl olanlara zekât verilir mi?

Bu konuda fıkıh kitâblarında şu îzâhât mevcûddur:

Dört mezheb imâmlarının görüşlerini bir arada toplayan el-Fıkhu’l-İslâmî adlı eserde şöyle deniliyor:

Dini İlimleri tahsîl eden talebelere zekât helâl olur. Çünkü ilim tahsîl etmek, farz-ı kifâyedir. Böyle kimselerin kazanç elde etmekle meşgùl olarak ilim tahsîlin­den kopmalarından korkulur.”

“Zarûrete düşen bir şâkird, zekâtı kabûl edebilir. Risâle-i Nûr hizmetine hasr-ı vakit eden rükünlere ve çalışanlara zekâtla yardım etmek de, Risâle-i Nûr’a bir nev’ì hizmettir.

“Hem yardım edilmeli. Fakat hırs ve tama’ ve lisân-ı hâl ile istemek olmamalı. Yoksa ehl-i dalâlet ki, hırs ve tama’ yolunda dînini fedâ etmiş. Onlar nazarında kıyâs-ı binnefs cihetiyle, “Risâle-i Nûr’un bir kısım şâkirdleri dahi, dînini dünyâya âlet ediyorlar.” diye çirkin bir ittihâm ile taarruzlarına meydan açar.”( Kastamonu Lâhikası, S. 151-152)

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.