Zekâtın Farziyeti, Hikmetleri ve Vermemenin Uhrevi Cezası

mehmetnurituran

Evvela mübarek Ramaz’anı şerifinizi ve gelecek Ramazan bayramınızı tebrik eder hepimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbi Rahimimden niyaz ederim.

Biliyoruzki Ramazan ayı aynı zamanda zekât ayıdır. Çünkü o mübarek ayda yapılan ibadetler daha hayırlı olduğu için bütün Müslümanlar ramazan ayında zekât vermeyi tercih ederler. Bundan dolayı bizde bu ayda zekâtı yazmayı uygun gördük.

Zekâtın Farziyeti;

Fakìrlere sadaka vermek, Mekke döneminde meşrû’ kılındı. Bu husûsta pek çok âyet-i kerîmeler mevcûttur. Bugünkü ma’nâda zekât ise, hicretin ikinci yılında Medîne-i Münevvere’de farz kılınmıştır.

Kur’ân-ı Azîmüşşân,  “Zekâtı verin.” (Bakara- 110) emriyle, zengin Müslümanlara zekâtın farz kılındığını açıkça bildirmektedir.  Zekât, İslâm’ın beş temel rüknünden birisi olup, toplumsal hayatta yakınlaşmaya vesîledir. Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz, “Zekât İslâm’ın köprüsüdür.” Buyurmakla, zengin ile fakìr arasındaki yakınlaşmanın zekât köprüsüyle tahakkuk edeceğini bildirmektedir.

Keza Kur’ân’ı incelediğimiz zaman görürüz ki; Peygamberimiz (asm)’dan önce gelen bütün peygamberlerin ümmetlerine namâz, zekât, oruç gibi ibâdetler farz kılınmıştır. Demek bütün Peygamberlerin dîni olan İslâm, bu dîne intisâb edenlere namâz kılmalarını ve zekât vermelerini emretmiştir. Enbiyâ  Sûresi 73. Bakara sûresinin 83. âyet-i Kerimeleri bunu açıkça belirtir.

O hâlde biz Müslümanlara düşen vazîfe; bu zekât ibâdetini kitâb, sünnet, icmâ’-i ümmet ve kıyâs-ı fukahâ çerçevesinde îfâ etmektir. Bu konudaki yanlış ve bâtıl inançlara kapılmadan sırât-ı müstakìm olan ehl-i sünnet ve’l-cemâatin cadde-i kübrâsından ayrılmamaktır.

Zekâtın Hikmetleri;

Zekâtın pek çok hikmetleri mevcûddur. Bu hikmetlerden bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

Zekât sebebiyle, zenginler ile fakìrler arasında şefkat, merhamet, saygı ve hürmet gibi yükseh ahlak yeşerir ve yerleşir. Toplumsal hayatta asâyiş, huzûr ve sükûna kavuşur.

Zekât bir temizliktir. Hem mal sâhibini cimrilik ve tamahkârlık gibi ahlâk-ı seyyieden temizler ve günâhlarına keffâret olur. Hem de fakìrin hakkının zenginin malından çıkarılmasıyla malı temizler. Zekât, mal sâhibini malın esâretinden kurtarıp onu hürriyetine kavuşturur. Zekât, dünyâ muhabbetini kalbten çıkarır, Allah’a yaklaştırır. Zekât, malın ve mülkün asıl sâhibi Allah olduğunu hatırlatır ve insana emânet şuùrunu kazandırır.

Evet, târih şâhidtir ki; zekât müessesesi, İslam devleti eliyle hakkıyla icrâ ve tatbîk edildiği zamanlarda, Müslümanlar müreffeh bir hayât yaşamış, aralarında kin, nefret ve düşmanlık gibi kötü ahlaklar zâil olmuş, kavga, kargaşa ve anarşi son bulmuştur.

Zekât vermemenin uhrevi cezası;

İslam devletinde zekât vermemenin çeşitli dünyevi cezaları var ancak şu anda İslam devleti olmadığı için bu konuya girmiyoruz, merak edenler fıkıh kitaplarından bakabilir. Uhrevi olana gelince. Zekât vermemek, büyük günâhlardandır. Kur’ân ve ehâdîs-i Nebeviyye, zekât vermeyenlerin âhiret âleminde kendilerine has bir azâb göreceklerini bildiriyor. Şöyle ki:

Tevbe sûresinin 34 ve 35. âyet-i kerîmelerinde şöyle buyruluyor:

“Ve o kimseler ki; altın ve gümüşü toplarlar da onları Allah yolunda sarfetmezler artık onları azâb-ı elîm ile müjdele! O gün, cehennem ateşinde (o mallar) kızdırılıp onunla alınları, yanları ve sırtları dağlanır. (Ve o kimselere denilir ki:) İşte bu (ateş parçası kesilen mallarınız) kendiniz için biriktirdiğiniz hazînenizdir. Artık toplayıp biriktirdiğinizin azâbını tadın.”

Âl-i Imrân sûresinin 180. âyet-i kerîmesinde ise şöyle buyruluyor:

“Allahu Teâlâ’nın kendilerine mahzâ lütuf ve fazl olarak verdiği şeyde (malda, servette, kudrette)  cimrilik edenler, bunun kendileri için bir hayr olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için bir şerdir. O cimrilik ettikleri şey, kıyâmet gününde (yılan gibi) boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allah’ındır. Allah yaptığınız her şeyden tamâmiyle haberdârdır.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz ise, zekât vermeyenlerin uhrevî cezâlarını pek çok hadîs-i şerîflerinde îzâh etmiştir. Nümûne olarak bir kaçını zikredeceğiz:

Birinci Hadîs: “Altınla gümüşün haklarını vermeyen (zekâtını ödemeyen) hiçbir altın ve gümüş sâhibi yoktur ki, kıyâmet gününde serveti ateşten levhalar hâline getirilip de, cehennem ateşinde kızdırılarak onlarla sâhibinin yanları, alnı ve sırtı dağ­lanmasın. Bu levhalar soğudukça miktârı 50.000 sene olan bir günde kul­lar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar sâhibine azâb için tekrâr kız­dırılarak iâde olunacaklardır. Nihâyet kendisine ya cennete veyâ cehenneme doğru giden yolu gösterilecektir.

‘“Yâ Resûlallah! Yâ (zekâtı verilmeyen) develer ne olacak?’ denildi. Resûlullah (sav):

‘“Hiç bir deve sâhibi de yoktur ki, onların hakkını (zekâtını) vermesin de, kıyâmet gününde düz ve geniş bir sahayâ yatırılarak develerden bir tek yavru bile hâriç kalmamak şartı ile o develer onu ayakları ile ezmesin ve dişleri ile ısırmasınlar. Deve sürüsünün baş tarafı üzerinden çiğneyip geçtikçe son tarafı onun üzerine iâde edilir. Bu azâb, miktârı 50.000 sene olan bir günde kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devâm eder. Nihâyet ya cennete yâhut cehenne­me giden yolu kendisine gösterilir.’

‘“Yâ Resûlallah! Sığırlarla koyunlar ne olacak?’ dediler. Resû­lullah (sav):

‘“Hiç bir sığır ve koyun sâhibi yoktur ki, onların hakkını (zekâtını) vermesin de, kıyâmet günü geldiğinde düz ve geniş bir yerde onların altına seri­lerek, mezkûr hayvanlardan hiç biri hâriç kalmamak ve içlerinde çarpık boynuzlu, boynuzsuz, kırık boynuzlu bulunmamak şartı ile onu boynuzları ile vurmasın ve tırnakları ile ezmesinler. Bu hayvanların önde bulunanları, üzerinden çiğneyip geçtikçe sondakiler onun üzerine tekrâr iâde edilirler. Bu azâb, miktârı 50.000 sene olan bir günde tâ kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devâm eder. Nihâyet ya cennete veyâ cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.’ buyurdu.” (Müslim)

İkinci Hadîs: “Allah, her kime bir mal verir de o kimse onun zekâtını edâ etmezse; o mal kıyâmet gününde onun için kel ve iki azı dişi (veyâ gözlerinin üstünde iki siyah ben) bulunan bir ejderhâ şekline girer. Sonra kıyâmet gününde onun boynuna dolanır. Sonra baş ve kuyruğu ile çenesinden yakalar ve der ki: ‘Ben senin zekâtını vermediğin malınım ve ben senin hazînenim.’”  (Buhârî)

Üçüncü Hadîs: Sevban (ra)’dan Resûlullah (sav)’in şöyle buyurdu­ğu rivâyet edildi:

“Kim kendinden sonra zekâtını ödememiş bir mal bırakmışsa kıyâmet günün­de onun o malı, gözleri üstünde siyah iki benek bulunan, başın­daki tüyleri dökülmüş ejderhâ şeklinde getirilir. Bu ejderhâ onun peşînden gider. Adam:

‘“Sen kimsin?’ der. Ejderhâ:

‘“Ben, senin zekâtını vermeyip arkanda bıraktığın hazînenim’ der. Ve onu ta’kîbten vazgeçmez, nihâyet adamın elini yakalar ve onu yer. Sonra vücudunun diğer yerlerini yer.” (Bezzâr, rivâyet etmiş  ve “isnâdı hasendir” demiştir. Taberânî, İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân da “Sahîh”lerinde rivâyet etmişlerdir.)

Dördüncü Hadîs: Enes bin Mâlik (ra) dan rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) buyurdular ki:

“Zekâtını vermeyen, kıyâmet gününde ateştedir.”  (Taberânî)

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.