Tesettür Nedir ve Hikmetleri Nelerdir;

mehmetnurituran

Tesettür İslamın temel esaslarından birisidir ve farzdır yani her müi’min hanım buna uymak zorundadır ve bu konuda Mezhebler arasında esasatta hiç bir fark yoktur. Ailenin temel direği olan, çocukları terbiye eden ve erkekleri büyütüp yetiştiren kadınları bozmak için dünyanın her tarafında çeşitli failiyetler var. Bunun en açık örneğini kendi ülkemizde örtünün çeşitli şekil ve dönemlerde yasaklanmasıyla ve tesettürün bir esaret olduğu propagandasıyla  şahit olduk. Ve maalesef çokta etkili oluyorlar. Bir çok kızımız tesettür diye tuhaf kıyafetler giyinip kendilerini çiçek bahçesine benzetiyorlar. Halbuki Allah Müslüman hanıma süslerini örtmesini emretti yoksa örtüyle süslenmesini emretmedi. Şunu herkes biliyorki dindar olmayan bir hanımın yetiştirdiği çocuklar genelde dindar olmazlar. Bu konuda Bedîüzzamân Hazretleri Şöyle buyuruyor.

“Nasıl, İslâmiyyetin hayât-ı ictimâıyyesine ve dolayısıyla dîn-i İslâm’a zarâr vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefâhete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de; bîçâre nisâ tâifesinin gáfil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin te’sîrli bir sûrette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor.” (Lem’alar, 190)

Bedîüzzamân Hazretleri hayatında bir kere bedduâ etmiştir: oda o ifsâd (bozguncu) komitesinedir.             “Bu mübârekleri ifsâd eden komiteler kahrolsunlar!.. Allah bu hemşîrelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhâfaza eylesin, âmîn.” (Lem’alar, 191)

Az olmayan bu nev’i vukúât da gösteriyor ki; mübârek tâife-i nisâiyye, fıtraten yüksek ahlâka menşe’ olduğu gibi, fısk u sefâhette dünyâ zevkı için kábiliyyetleri yok hükmündedir. Demek, onlar dâire-i terbiye-i İslâmiyye içinde mes’ûd bir âile hayâtını geçirmeğe mahsûs bir nev’i mübârek mahlûkturlar. Bu mübârekleri ifsâd eden komiteler kahrolsunlar!.. Allah bu hemşîrelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhâfaza eylesin, âmîn. (Saîd Nursi)

Tesettürün farz oluşu

Kur’ân-ı Azîmüşşân; muhâtab olarak kabûl ettiği toplumun öteden beri alışageldiği ve sürdürdüğü âdet, gelenek ve değerlerinin olduğunu, bütün bunların da bir anda terk edilmesinin mümkün olamayacağı gerçeğini göz önüne alarak, teşri’de (hüküm koyma husûsunda) buna uygun bir usûl tercîh etmiştir. İlâhî hükümlerde ehemmiyyet sırasını gözönünde bulundurarak insânların ihtiyâclarını gözetmiş ve kolaydan zora doğru bir yol ta’kíb etmiştir. İşte bu hikmetlere binâen, aşamalı olarak farz kılınan emirlerden biri de “tesettür” emridir.  

Birinci Aşama: Cenâb-ı Hak (cc) , kadınların tesettürü hakkında ilk aşamada Ahzâb Sûresinin gelecek 33. âyet-i kerîmesini inzâl buyurmuştur:

وَقَرْنَ فى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولى

 “Ey Nebî (sav)’in hanımları ve Müslüman hanımları! Hânelerinizde karâr kılın (oturun) ve kendinizi süsleyerek sokakta erkekler içine karışıp câhiliyye-i ûlâda olduğu gibi açılıp saçılmayın.” (Ahzâb,  33)

Âyet-i kerîmede geçen “câhiliyye-i ûlâ” ta’bîri, bir görüşe göre; İbrâhîm (as)’ın velâdetleri devri olmakla; o zamân kadınlar elbiselerini çeşitli zînetlerle donatarak başları, yüzleri, boyun ve bacakları açık olarak erkekler arasında gezerlerdi. Ahzâb Sûresi 33. âyet-i kerîme ile kadınların böylece dışarı çıkmaları yasaklanmış ve yuvalarında oturmaları emredilmiştir.

            “Câhiliyye-i uhrâ” ise; Hz. Îsâ (as) ile Hz. Muhammed (asm) arasındaki devredir. Bu devirde ise, kadınların baş, bacak ve kolları örtülü olup üzerlerinde baş örtüleri ve elbiseleri vardı. Sâdece yüzleri, boyunları ve göğüsleri açıktı ve zînetleri görünüyordu.

İkinci Merhale: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, ikinci aşamada Nûr Sûresinin 31. âyetiyle tesettürü emretti. Şöyle ki:

وَلَا يُبْدينَ زينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلى جُيُوبِهِنَّ

 “Ve  (kadınlar) zînetlerini izhâr etmesinler. Onlardan zâhir olanı müstesnâ. Ve başörtülerini yakaları üzerine sarkıtsınlar ve zînetlerini açmasınlar.” (Nûr, 31)

Demek bu âyet-i kerîme, kadınların ihtiyâc durumunda dışarı çıktıklarında, “yüz, boyun ve göğüslerini” de örtmeleri gerektiğini emretmektedir.

Üçüncü Merhale: Bu aşamada Ahzâb Sûre-i Celîlesinin gelecek 59. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur: 

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنينَ يُدْنينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابيبِهِنّ         

“Yâ Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü’minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında cilbablarını üzerlerine örtsünler!” (Ahzâb, 59)

Asıl tesettür âyeti budur burada bazı izahların yapılması lazımdır.

 

Arapça sözlüklere baktığımızda, “cilbâb” için şu değişik ta’rîflerin yapılmış olduğunu görürüz: Milhafe, yâni çarşaf, vücûdu baştan ayağa kadar örten bir örtü; mikna’a, yâni peçe, başörtünün üzerinden örtülen rida; kadının elbisesinin ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf.

Müfessirler ise cilbâbı şöyle tarif ederler:

İbnü’1-Cevzî, “Başlarını ve yüzlerini örterler” demiştir.

Ebû Hayyân, “Ahzâb Sûresi 59. âyet-i kerîmede geçen ‘Cilbâblarını üzerlerine örtsünler’ ifâdesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. ‘Üzerlerine’ ifâdesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, câhiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi” demiştir.

Ebu’s-Suûd, “Kadın cilbâbı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu âyet, ‘Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler’ ma’nâsına gelir” demiştir.

Süddî, “Bir gözleri hâric, bütün yüzlerini kapatırlar” demiştir.

İbn-i Kuddâme, “Cilbâb giyilmeyerek entari üzerinden kuşanılır” demiştir.

İbn-i Abbâs, “Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hâric, başlarını ve yüzlerini örterler” demiştir.

İbn-i Sîrîn diyor ki: “Ubeyde es-Sem’ânî’ye cilbâbın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamâmını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü; ‘İşte cilbâb böyle kuşanılır’ demiş oldu.” (bk. Zâdü’l-Mesîr, c. 5, s. 250; Ebu’s-Suûd, c. 6, s. 81; İbn-i Kuddâme, el-Muğnî, c. 1, s. 602; Ebû Hayyân, el-Bahru’l-Muhît, c. 5, s. 250; Sabûnî, Ravâiu’l-Beyân, c. 2, s. 283, 381)

Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzâb Sûresi 59. âyet-i kerîmede geçen, “Cilbâblarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar” ifâdesini anlattıktan sonra şunları ekler:

“Bu açıklamada da iki şekil vardır:

“Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sâdece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zamân vâlidelerimizin tesettür tarzı bu idi.)

 “İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamâmen örtmüş bulunmaktır. (1310’da Istanbul’a geldiğim zamân, Istanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi.)” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dînî Kur’ân Dili, c. 6, s. 351)

Müfessir Alûsî şöyle der:

“Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayât süren bir çok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri şeyler, cilbâb olamayacakları gibi, gösterilmesi yasaklanan zînetler türündendir. Çünkü, bunlar nakışlı, desenli ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına dışarıya bu şekilde çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmaları gayret azlığındandır. Bu, yaygın bir musîbet hâlini almıştır. Böyle yaygın musîbet hâline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbirâderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırmamaları, hattâ çoğu zamân da bunu bizzât kendilerinin emretmeleridir. Bütün bunlar Allah ve Rasûlü’nün müsâade etmediği şeylerdir. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah…” (Alûsî, c. 17, s. 146)

Ümmü Seleme vâlidemiz şöyle demiştir: “Cilbâb âyeti nâzil olduğu zamân, Ensâr kadınları siyah çarşaflara büründüklerinden ötürü, başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar.” (Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, c. 1, s. 372; Sabûnî, c. 2, s. 382)

Görüleceği gibi bu ta’rîflerde umûmiyyetle belirlenen ortak özellik, “cilbâb”ın, “giyilen”den çok, “bürünülen ve normal elbisenin üzerine örtülen” bir “örtü” olduğudur.

Bedîüzzamân Hazretleri mezkur âyeti kerimeyi yirmidördüncü Lem’a Tesettür hakkında, adlı risalesinde şöyle tefsir  ediyor.

 

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.