MUHAMMED EL-BÂKIR (İsnâaşeriyye’nin Beşinci ve Ismâiliyye’nin Dördüncü İmamı)

mehmetnurituran

(İsnâaşeriyye’nin Beşinci ve Ismâiliyye’nin Dördüncü İmamı)

3 Saf er veya 1 Receb 57 (16 Aralık 676 veya 10 Mayıs 677) tarihinde yahut bundan bir yıl once Medine’de doğdu. Babası Kerbela Vak’ası’ndan sağ kurtulan Ali b. Huseyin Zeynelabidin, annesi Fatıma bint Hasan’dır. Baba tarafından Hz. Huseyin’in, anne tarafından Hz. Hasan’ın torunudur.

Bakır lakabı, “bakıru’1-ilm” tamlamasının kısaltılmış şekli olarak “ilmi yarıp derinliklerine ulaşan, geniş ilim sahibi” anlamına gelir. Zaman zaman Şakir, Emin, Hadi ve Şebih i lakaplarıyla da anılanılmıştır. Sonuncu lakap onun Hz. Peygamber’e benzemesinden dolayı verilmiştir.

Kucuk yaşta Kerbela Vak’ası’na (10 Muharrem 61 /10 Ekim 680) şahit olan Muhammed, İmamiyye rivayetlerine göre çocukluk devresinde iken ashaptan Cabir b. Abdullah tarafından Resul-i Ekrem (ASM) ‘e benzerliği dolayısıyla tanınmış ve kendisine Resulullah’ın selamları iletilmiştir. (Kuleyni, 1, 469-470; İbn Babeveyh, I, 233; Tabersi, s. 263). Bu olay onun ileride imam olacağının işaretlerinden biri kabul edilmektedir.

Hayatının büyük bir kısmını Medine’de geçiren Muhammed el-Bakır babasından önemli ölçüde faydalandı. Ayrıca Abdullah b. Ömer, Cabir b. Abdullah, Ebu Said el-Hudri gibi sahabilerle Said b. Museyyeb ve Muhammed b. Hanefiyye’den hadis naklettiği gibi başta büyük dedesi Ali b. Ebu Talib olmak uzere ulaşamadığı diğer ashaptan gelen bazı hadisleri

mürsel olarak rivayette bulundu. Bu tür rivayetlerinden yedisi Ahmed b. Hanbel’in el-Müsrıed’inde (I, 77-80, 90, 101, 103), onu da Hakim’in el-Müstedrek’ide (II, 22, 428, 588; III, 144, 163, 173, 516, 568; IV, 22, 345) yer almaktadır.

 94’te (712-13) veya bir yıl sonra babasının ölümü uzerine imamet görevini üstlenen Muhammed el-Bakır, ilmi çalışmalarını sürdürmesi yanında Emeviler’e karşı babasının uyguladığı sukunet politikasını izledi; yönetimle mücadele etme hususundaki düşüncelere katılmadığı gibi dolaylı olarak da destek vermedi. Bu sebeple kardeşi Zeyd b. Ali’nin düşüncelerini onaylamadığı ve zaman zaman onu uyardığı bilinmektedir. Emevi Halifesi Hişam b. Abdulmelik’le hac esnasında Mekke’de karşılaşan ve onun huzurunda Abdullah

  1. Ömer’in azatlı kolesi Nafi’ ile yaptığı munazarada (Kuleyni, VIII, 120-122) galip gelen Muhammed el-Bakır, Basra fakihlerinden Katade b. Diame, Kadi Ömer b. Zer, Mu’tezile ileri gelenlerinden Amr b. Ubeyd, Nafi’ b. Ezrak ve oğlu Abdullah, Tavus el-Yemani, Muhammed
  2. Munkedir ve Ebu Hanife ile de münazaralarda bulundu (Şeyh Mufid, s. 264-265; Meclisi, XLVI, 347-3 59; A’yanu ‘şifa,1,652-654). Bazı Şii kaynakları, Muhammed el-Bakır’ın Abdullah b. Nafi’ b. Ezrak’Ia yürüttüğü tartışmaların yerine 65 (685) yılında olen Nafi’ b. Ezrak’Ia yaptığı münazarada onu mağlup ettiğini naklederse de Nafi’in bu sırada en cok sekiz

yaşında olan bir cocukla münakaşaya girmesi mumkun değildir. Ayrıca Şii kaynaklarında

Ebu Hanife ile tartışmalarında onu müşkül durumda bıraktığı kaydedilmekle birlikte Hanefi kaynaklarında Ebu Hanife’nin Bakır’ın öğrencilerinden olduğu, onun da Ebu Hanife hakkında

övücü beyanlarda bulunduğu bildirilmektedir (Muvaffak b. Ahmed el-Mekki, I, 38; Bezzazi, II, 37-38, 79).

Bu arada Muhammed el-Bakır’ın halife Hişam tarafından Şam’a cağrıldığı ve burada ceşitli münazaralara katıldığı belirtilmektedir. Şam’da Hişam ile karşılaşınca sıkıntıya uğrayan, hapsedilen veya kötü şartlar altında Medine’ye gonderilen Muhammed el-Bakır, daha önce Medine’de Ömer b. AbduIaziz’le görüşmesinde ondan iyi muamele görmüş ve Fedek hurmalığının Ali neslinin mülkiyetine intikal ettirilmesini sağlamıştı.

Kendisine mehdi olup olmadığı sorulduğunda bu iddiayı reddetmiş, mehdinin Ömer b. Abdulaziz’den başkası olamayacağını ima etmişti (İbn Sa’d, V, 322). Ayrıca Abdulmelik b. Mervan’ın oğlu Sa’d el-Hayr ile yazıştığı, gönderdiği iki mektupta ona Peygamber ailesine mensup bir Emevi olarak iltifat ettiği görülmektedir (Kuleyni, VIII, 52-57).

Muhammed el-Bakır 114 yılının Zilhicce ayında (Ocak-Şubat 733) Medine’de vefat etti ve Bakı’ Mezarlığı’na defnedildi. Bazı rivayetlerde ölüm tarihi 1 -4 yıl sonra gösterilmektedir. Ummu Ferve bint Kasım, Ummu Hakim bint Esed ve iki ummuveled hanımından yedi cocuğu dunyaya gelmiştir. Ölümüyle birlikte ortaya cıkan vakıfe fırkalarından Bakıriyye grubu, Cabir b. Abdullah’ın kendisine Hz. Peygamber’den selam getirdiği yolundaki rivayete dayanarak onun beklenen mehdi olduğunu, ölmediğini, yeryüzüne tekrar döneceğini ileri sürmüşse de (Bağdadi, s. 59-60; Şehristani, I, 165-166; Meclisi, XLVI, 223-228) bu telakki uzun sure devam etmemiştir.

Sunni ve Şii kaynaklarının büyük bir alim olduğu konusunda ittifak ettiği Muhammed el-Bakır’dan başta oğlu Ca’fer es-Sadık, Ata b. Ebu Rebah, Amr b. Dinar, Ebu İshak es-Sebii, İbn Şihab ez-Zuhri, Yahya b. Ebu Kesir, Rebiaturre’y, Leys b. Ebu Suleym, İbn Cureyc, A’meş, Evzai, Meymun el-Kaddah gibi şahsiyetler rivayette bulunmuştur (Zehebi, IV, 401-

402). İbn İshak’ın sire rivayetleri hususundaki önemli kaynaklarından biri olan ve Kerbela hadisesiyle ilgili bazı nakilleri Taberi’de yer alan (Târih, V, 346-351, 389-390) Muhammed el-Bakır, Nesai’ye gore Medine’deki ilk fıkıh alimlerinden biridir.

Sunni hadis kaynaklarında az sayıda rivayetlerine yer verilen Bakır’dan gelen hadisler daha cok sufi cevrelerce rağbet görmüştür. Şii rivayetlerinde Muhammed el-Bakır, Şii-dini ve hukuki oğretilerin başlatıcısı ve daha sonra oğlu Ca’fer’le birlikte İmamiyye Şiası’nın kurucusu olarak gösterilir. Kuleyni’nin nakline gore (el-üsûl, II, 20) Şiiler helal ve haramın neden ibaret olduğunu, hac ibadetinin nasıl ifa edileceğini, İmametin Hz. Peygamberden Hz. Ali’ye, ondan diğer imamlara nasla intikali, her imamın kendisinden sonraki imamı tayin etmesi, bütün imamların Fatıma neslinden geleceği, imamların özel bir ilme ve mutlak otoriteye sahip bulundukları, imamın düşmanlarıyla manevi ilginin kesilip takıyyeye müsaade edilmesi, mut’a nikâhının meşruiyeti, abdestte mestler üzerine meshetmenin yasaklanması gibi hususları Muhammed el-Bakır’a dayandırmaktadırlar.

 Muhammed el-Bakır zamanında bilgi ve otoritelerini kendisinden aldıklarını iddia eden bazı mufrit Şiiler ortaya cıkmıştır. Bunlardan biri Kufeli Ebu Mansur el-İcli’dir. İcli, kendisinin Bakır’ın peygamberi ve ölümünden sonra vasisi olduğunu ilan etmiştir. Yine 70.000 gizli rivayete mazhar oldukları ileri sürülen Mugire b. Said el-İcli, Cabir b. Yezid el-Cu’fi ve Hamza b. Umare el-Berberi de onun yaşadığı dönemde Kufe aşırılarının başında yer almış ve Muhammed el-Bakır bu kişilerle bir ilgisinin bulunmadığını açıklamıştır. Kardeşi Zeyd ile samimi ilişki içinde bulunduğu bilinen Muhammed el-Bakır onu Emeviler’e karşı gercekleştirmek istediği, hazırlıkları iyi yapılmamış bir isyan hareketinin fayda  vermeyeceği yolunda ikaz etmiştir.

Bu arada öğrencilerinden bir kısmının ve özellikle Ebu’l-Carud’un Zeydiyye’ye intikal ettiği ve hocasının bazı düşüncelerini ilk Zeydi toplumu icinde yaydığı bilinmektedir. Bu sebeple daha sonraki Zeydi müelliflerince imam kabul edilmemesine rağmen buyuk bir ilmi otorite olarak benimsenmiştir. Sünni kaynaklan, Muhammed el-Bakır’ı Medine’deki Sünni ilim çevresinde muhafazakar, güvenilir bir ravi olarak görür.

Muhammed el-Bakır, Ehl-i beyt icinde günahı şirk kabul eden, rec’ata inanan ve Ebu Bekir ile Ömer’e dil uzatan kimselerin bulunmadığını, kendisinin bu iki sahabiye karşı sevgi duyduğunu ve onların hidayet imamı olduklarını beyan etmiş, bunun yanında Hz. Huseyin’in intikamını alma bahanesiyle ortaya çıkan Muhtar es-Sekafi’yi yalancı diye nitelendirmiştir (İbn Sa’d, V, 321; Zehebî, V, 402).

Buna karşılık Muhammed el-Bakır’ı masum imam olarak kabul eden Şia onun bilgilerinin tamamen ilahi kaynağa dayandığını, kardeşi Zeyd b. Ali’nin Emeviler’Ie mücadelesi esnasında öleceği ve Ebu Ca’fer el-Mansur’un Abbasi halifesi olacağı gibi geleceğe yönelik hadiseleri haber verdiğini ileri sürmüş, Bakır’ın hayvanların dilinden anladığını ve körleri iyileştirme gibi mu’cizeleri bulunduğunu dair ipe sapa gelmez iddiarda bulunmuşlar.

 Muhammed el-Bakır’ın dini konulardaki beyanları oğrencilerinin teliflerinde yer almışsa da ona nisbet edilen en önemli eser Tefsîru Ebi’l-Cârûd adıyla bilinir. Kendisinin bu öğrencisine yazdırdığı, ondan da Ebu Basir’in rivayet ettiği eserin muhtevası (İbnü’n-Nedîm, s. 36), kısmen Ali b. İbrahim b. Haşim el-Kummi’nin tefsirine dercedilmiş olarak muhafaza edilmiştir.

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.