Kürt ve Türk Tarihinde Newroz veya Nevrûz

mehmetnurituran

Kürtlerde Newrozun Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Kürt mitolojisindeki Kawa efsanesine göre, günümüzden 2500 yıl öncesinde Zuhak (Bazı kaynaklara göre Dehak) adında Asurlu çok ama çok zalim bir kralın altında yaşayan Kawa adında bir demirci vardı. Bu kral tam bir canavardı ve efsaneye göre her iki omzunda da birer yılan veya yılan gibi iki çıban bulunuyordu. Her gün bu iki yılanı beslemek için Kürtlerden iki genci sarayına kurban olarak getirtip aşçılarına bu iki çocuğu öldürtüp beyinlerini yılanlarına yemek olarak verdiriyordu. Aynı zamanda bu canavar kral ilkbaharın gelmesini de engelliyordu. En sonunda bu zulümden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Armayel ve Garmayel adlı iki kişi kralın sarayına mutfağa aşçı olarak girmeyi başarırlar ve Kralın yılanlarını beslemek için beyinleri alınarak öldürülen çocuklardan sadece birini öldürüp diğerinin gizlice saraydan kaçmasına yardımcı olurlar. Böylece ellerindeki bir insan beyni ile kestikleri bir koyunun beynini karıştırarak yılanlara vererek her gün bir çocuğun kurtulmasını sağlamış olurlar. Efsaneye göre bu kaçan kişilerin Kürtlerin ataları olduğuna inanılır ve bu kaçan çocuklar Kawa adlı demirci tarafından gizlice eğitilerek bir ordu haline getirilirler. Böylece Kawa’nın liderliğindeki bu ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa kralı çekiç darbeleri ile öldürmeyi başarır. Kawa etraftaki tüm tepelerde ateşler yakar ve yanındakilerle birlikte bu zaferi kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan kurtulmuş olur ve ertesi gün ilkbahar gelmiş olur.

Birçok Kürt şair ve yazarın da eserlerinde yer alan Newroz’u Kürtler 21, 22 ve 23 Mart’ta kutlarlar. Bu bayram ile Kürtler çoğunlukla şehir dışındaki bölgelerde ve açık alanlarda bir araya gelir ve gelmekte olan ilkbaharı kutlarlar. Kadınlar rengarenk elbiseler giyerler ve başlarına pullarla süslenmiş ışıltılı örtüler örterler. Topluluk büyük bir ateş yakar ve bu ateşin etrafında halay çekerek ya da üstünden atlayarak büyük bir coşkuyla bu bayramı kutlarlar.

“Newroz kutlu olsun” Kürt dillerinde böyle söylenir: Kurmanci: Newroz pîroz be!, Zazaca: Newroz pîroz bo, ve Sorani: Newroztan pîroz bêt.

Türklerde ise Nevruz, efsaneye göre Göktürklerin Ergenekon‘dan demirden dağı eritip çıkmalarını, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eder. Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafından, MÖ 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart‘ta kutlanır. Ortaçağ’dan itibaren çeşitli Türk boylarınca tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal faaliyetlerin başlangıcı vesilesiyle düzenlenen 21 Mart bahar kutlamaları Newroz olarak adlandırılmıştır. Aynı tarih bazı Türk boylarınca kullanılan takvimlerde yılbaşını temsil etmektedir. Nitekim gerek güneşe göre düzenlenen on iki hayvanlı Türk takviminin, gerekse Sultan Melikşah’ın Celâlüddevle lakabına atfen kullanılan Celâlî takviminin başlangıcı (Newroz-ı sultânî) 21 Mart’tır (Genç, s. 17-18; Kafalı, s. 25).

Türkiye‘de bir gelenek, Türk Cumhuriyetleri‘nde ise resmî bayram olarak kutlanırken, 1995 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti tarafından Bayram olarak kabul edilen bir gün haline gelmiştir.

Göktürk takviminde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme Çağ adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saattir. Her bir çağ ise sekiz Keh ten ibarettir. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı 21 Mart, Newroz günü olarak kutlanır. Bu güne ve yeni yılın başladığı an’a Yılgayak denir.

Oniki Hayvanlı Takvim ve Melikşah‘ın Celali Takvimi‘nde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divânu Lügati’t-Türk‘te de ilkbaharın gelişi olarak belirtilir. Türk edebiyatı ve musikisine de Newroz; Newroz-ı Asl, Newroz-ı Arap, Newroz-ı Bayati, Newroz-ı Hicaz, Newroz-ı Acem ve Newroz-ı Seba olarak girmiştir. Tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak kutlanmıştır.

İslamiyetle Newroz ilişkisi; Newroz’un bizzat Hz. Peygamber (ASM) tarafından tasvip edildiği yönündeki telakki doğru olmayıp bilakis Müslümanların, Ramazan bayramı ile Kurban bayramının dışında kutlayacakları başka hiçbir bayramları yoktur. Bu iki bayramın dışındaki bayramları kutlamak, câiz değildir.

Nitekim Enes b. Mâlik’ten (RA) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

“Rasûlullah (ASM) (hicretten sonra Mekke’den) Medine’ye geldiklerinde, Medinelilerin (Nevruz günü ile Mehricân günü diye) eğlendikleri iki günleri vardı.” Rasûlullah (ASM):

“Bu günler nedir?” diye sordu Medineliler:

 “Biz (İslâm’dan önce), câhiliyet devrinden beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (ASM) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah size, o iki günün yerine daha hayırlı olan iki bayramı: Kurban bayramı ile Ramazan bayramını vermiştir.” (Ebu Davud; hadis no: 1134. Nesâî; hadis no: 1556. Elbânî de; “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no: 2021’de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

İran’ın Müslümanlarca fethedilmesinden sonra Farsiler tıpkı Romalılar gibi Hristiyanlığı kabul ettikleri zaman kendi bazı putperest geleneklerini yeni dinlerine taşıdılarsa Farsiler de birçok geleneklerini İslam’a mal etmeye çalıştılar ve onları muhafaza etmenin yollarını aradılar. Çünkü kendilerini Arap’lardan üstün görüyorlardı. Newroz’u ilk resmîleştirenin Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî olduğu ve Fâtımîler döneminden itibaren bu kutlamaların yapıldığı bilinmektedir (Abdülmün‘im Sultân, s. 169; Shoshan, s. 40). Abbâsî Halifesi Mütevekkil -Alellah’ın Newroz merasimlerinden çok hoşlandığı, oyunculara ve halka kırmızı-siyah ve sarıya boyanmış dirhemler dağıttığı söylenir.

Selçuklularda Newroz resmî bayramdı. (Korkmaz, sy. 8 [1999], s. 253). Yalnız burada kastedilen Selçuklu devletinin bir İran ve Horasan devleti olduğu, bundan dolayı da halkın bunu kutlamasına mani olmadığıdır. Osmanlılar döneminde kaleme alınan Newroziyyeler, hekimbaşılar tarafından saraya takdim edilen Newroz macunları ve Newroz bahşişleri bilinmektedir. Takvimler müneccimbaşı tarafından her yıl Newrozda hazırlanır, padişaha, sadrazama ve diğer devlet ricâline takdim edilirdi. Ancak Osmanlı’da Ramazan ve Kurban Bayramları haricinde yalnız Mevlüt Kandili resmi bayramdı. (Oğuz, sy. 53 [2002], s. 23). Newroz kutlamaları özellikle 1980’li yıllardan itibaren Türki cumhuriyetlerinde resmî bayram halini almıştır (Karaboyev, s. 45; Separalin, s. 29; Kuli-zade, VIII/90 [1994], s. 55).

Newroz Şiî gelenekte çeşitli tarihî şahsiyetler ve olaylarla irtibatlandırılmıştır. Şiî ve Bektaşî geleneğinde Hz. Ali ile ilgili birçok olayın Newroz gününde vuku bulduğu, meselâ Newroz’un Hz. Ali’nin doğum günü, Hz. Fâtıma ile evlendiği gün ve Hz. Muhammed (ASM) tarafından halifeliğinin ilân edildiği gün olduğu ileri sürülmüştür (Ponafidine, s. 357; Noyan, sy. 2 [1983], s. 102-103). Yine Şiî halk inanışına göre Hz. Âdem Newroz gününde yaratılmış, Âdem’le Havvâ Arafat’ta o gün buluşmuş, yine o gün Allah insandan kendisinin rab olduğuna dair söz almıştır. Newroz’un Hz. Nûh’un tufan sonrasında karaya ilk ayak bastığı, Hz. Yûsuf’un kuyudan, Hz. Yûnus’un balığın karnından kurtulduğu, Hz. İbrâhim’in putları yıktığı gün olduğu da düşünülmüştür (Uslu, I/4 [1987], s. 24; ER, X, 342). Bununla birlikte Sünî İslâm âlimlerini Newroz kutlamalarına karşı çıktıkları ve bunun ateşperest geleneğin bir uzantısı olduğuna dikkat çektikleri bilinmektedir (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakı, IX, 234; İsmail Şehîd, s. 143).

Şiî kültüründe dinî rivayetlerde çokça zikredilmiş olan Newroz’un Kitâbü Nüzheti’z-zâhid ve Kitâbü Lebbi’l-elbâb gibi eserlerde önemi ve mahiyeti üzerinde durulmuştur. Şiî geleneğinde âdetlerin söz konusu edildiği kitaplarda da bahsi geçer. Fars edebiyatında Newroz başta Firdevsî, Ömer Hayyâm, Ferruhî-i Sîstânî, Nizâmî-i Gencevî, Hâkanî-i Şirvânî, Sa‘dî-i Şîrâzî, Nâsır-ı Hüsrev, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Hâfız-ı Şîrâzî gibi büyük şairlerin divanlarında ve birçok eserde yer almıştır. Bu eserlerden bazıları şunlardır: Mîrzâde Âşıkı, Man¾ûme-i Newroz (İstanbul 1336); Ömer Hayyâm, Risâle-i Newroziyye (Tahran 1312 hş.); Seyyid Hâşim b. Abdülhay Tabâtabâî, Risâle-i Newroziyye (Yezd 1371 hş.); Yahyâ Zekâ, Newroznâme (Tahran 1326 hş.); Seyyid Mehdî Nesevî, Newroznâme be Na¾m (Hoy 1308 hş.); Molla Hüseyin Feyz-i Kâşânî, Newroz sî Rûz (Tahran 1325 hş.); Seyyid Hüseyin Takızâde, Newroz sî Rûz (Tahran 1327 hş.; daha geniş bilgi için bk. Âga Büzürg-i Tahrânî, XIV, 379-384).

 Günümüzde de Newroz yemeğinde yedi çeşit tahılın kullanılması bu sayıyla ilgili geleneğin devam ettiğini göstermektedir. Ancak Sünni, Türk ve Kürtlerde bu yemek Aşure günü yapılır. Newroz sözlü ve yazılı kültürün en önemli kaynağı olmuş, başta Fars edebiyatı olmak üzere Müslüman milletlerin edebiyatlarında da önemli bir yer tutmuştur. Şeyh Ahmed-é Xani’nin ünlü Memû-Zin Divanı da Newroz ile başlar. Özellikle Şîa’daki konumu sebebiyle dinî metinlerde yer almış ve birçok eserin konusunu teşkil etmiştir. Şîa’nın İran’da resmî mezhep haline geldiği Safevîler döneminde bu konuda çok sayıda risâle yazılmıştır.

2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan bu şenliği, Dünya Newroz Bayramı ilan etmiştir. 28 Eylül – 2 Ekim 2009 arasında Abu Dhabi‘de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, Newrozu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi ‘ne dahil etmiştir. 2010’dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart’ı “Dünya Newroz Bayramı” olarak kabul etmektedir.

Selam ve hürmetlerimle duâlarınızı beklerim. Allaha emanet olun.

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.