Karaçanta: “Ermeniler Suçlu Olduklarını Biliyor”

Kars Belediye Başkanı Murtaza Karaçanta Uluslar Arası Tarih Boyunca Türk İdaresinde Ermeniler Sempozyumu’nda bir konuşma yaptı. Karaçanta konuşmasında, Türkleri suçlayan Ermenilerin aslında kendilerinin suçlu olduklarını pek hale bildiklerini belirtti.

 

Karaçanta yaptığı konuşmada, “Türk –Ermeni ilişkileri son bir yüzyıldır kan davası görünümünden kurtulamadı. 20.Yüzyıl boyunca ulusal kimliklerini Türkiye karşılığına ve 1915 efsanesine dayandıran Ermeniler bağımsız bir devlet olmamanın ve dünyanın dört bir yanına yayılmanın da etkisiyle sürekli olarak mağduriyet ve hakların yenilmişlik hisleri içinde yaşadılar. Türklerden intikam almak istediler, fakat alamadılar. Üstüne üstlük Türkler onlara göre

İşledikleri ‘büyük suçu’ da kabul etmiyorlardı.

İşin aslına bakılacak olur ise Türkleri suçlayan Ermeniler aslında kendilerinin suçlu olduklarını pek hale biliyorlardı. Bağımsızlık hayali ile Osmanlı Devletinde ayaklanma çıkaran ermeni militanlarının öldürdüğü Müslüman sayısı yarım milyonun üzerindeydi. Ancak unutkanlığından mıdır, bağışlama gücünden midir, bilinmez Ermeniler konuyu gündeme getirmedikçe Türkler geçmişi hatırlamak istememişlerdir.

Türklerin bu tutumu eski imparatorluğun diğer etnik grupları ile ilişkiletin de de geçerlidir. Türklerin bu tavrı bir yönden acıların soğumasına katkı da bulunmuşsa da, diğer tarafından somut bir adım atılmaması ilişkilerin istenen hızda düzenlemesini engellenmiştir. Bu şekilde adeta tarihe hak sunan,anılar tarafından kelepçelenen Türk-Ermeni ilişkileri modern uluslar arasındaki diğer ‘normal’ilişkilerden tamamen ayrılmıştır.Bu bağlamda kısaca geçmişten günümüze baktığımızda; Türkiye ve Ermenistan tarihi ve kültürel ortaklıkları bulunan iki komşu ülkedir.bu iki ülke arasındaki ilişkilerde günümüze kadar gelişme kaydedilmemiştir. İlişkilerin günümüze kadar geliştirilmemesinde birçok faktör rol oynamıştır. İlk olarak Ermenistan ve Ermenilerin Türkiye ye yönelik soykırım iddiaları ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımamaları ilişkilerin önünde temel engel oluşturmuştur.

İkinci olarak, ermeni diasporası dünyadaki etkisini Türkiye’yi yıpratma, düşmanlıkları körükleme yönünde kullanıp dostluklar hazırlama yönünde kullanmayarak ilişkileri baltalamıştır. Hatta diaspora Ermenistan devletinin Türkiye ye yönelik politikasını olumsuz yönde etkilenmiştir.

Üçüncü olarak, Ermeniler ve Ermenistan yukarı Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdir. Türkiye’de diğer ülkelerden ve uluslar arası kuruluşlardan gelen uyarılara rağmen işgal günümüze kadar devam etmiştir. Bu durum ise Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin önüne yeni sorunlar çıkarmanın ötesinde Türkiye’nin başta Rusya olmak üzere diğer ülkelerle de ilişkilerini sorunlu hale getirmiştir.

Dördüncü olarak Ermenistan bağımsızlığını kazandıktan sonra, Türkiye’yi güvenlik bağlamında rahatsız edecek adımlar atmış,Türkiye’nin sorumlu olduğu komşuları ile Türkiye’ye yönelik ittifak arayışlarına girmiştir.Rus askerleri Türkiye-Ermenistan sınırına yerleştirilmiş ve Ermenistan Türkiye’ye karşı silahlanma faaliyetleri içine girmiştir.Ayrıca Türkiye’ye yönelik geçmişteki ASALA terör saldırıları,Türk-Ermeni ilişkilerine yeni olumsuzluklar eklemiştir.Temelde bu faktörlerin etkisi ile Türk-Ermeni ilişkilerinde günümüze değin bir gelişme kaydedilememiştir.Gelecekte de ilişkilerde olumlu adımlar atıla bilmesi için bu faktörlerdeki iyileşmeyle doğru orantılı olacaktır.Başka bir değişle,bir taraftan Türkiye’nin bu ilişkileri geliştirmek için gerekli siyasi iradeyi ortaya koyması gerekirken,diğer taraftan Ermenistan’ın ve Ermeniler soykırım İddiaları başta olmak üzere işgal ettikleri Azerbaycan toprakları, diasporanın faaliyetleri ve güvenlikle ilgili konularda olumlu adımlar atmaları gerekmektedir. Özellikle Ermeni Diasporası soykırım iddialarına sarılmak yerine kendisine daha tutarlı, içi kültürel, tarihi, dini, etnik öğelerle dolu bir varlık ideolojisi bulmalı ve dünyadaki etkinliğini, Türk-Ermeni ilişkilerini geliştirmek, bölgede barışı tesis etmek yönünde kullanmalıdır. Ermeniler en sadık millet (mille-i sadıka) tanımlaması yapılması nasıl tarihi bir gerçek

İse, özellikle 19.Yüzyıl sonu ve 20.Yüzyıl başında tatsız olayların olduğu da bir gerçektir. Tarihteki olumlu ilişkilerin olduğu dönemde, tatsızlıkların gerçekleştiği dönemde duygusallıktan uzak dönemin şartları, güç engeleri, propaganda gibi faktörler göz önüne alınarak değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu nedenle geçmişe sadece olumsuzluk penceresinden bakılarak geleceği gölgeleyecek şekilde değerlendirilmesi, olayın kısır bir kan davası şekline dönüştürülmesi,Türkler, Ermeniler, bölge halkı ve dünyanın barışı için doğru ve adil bir yaklaşım değildir. Doğru olan yaklaşım, bardağın dolu tarafından bakarak, olayları devrin parametreleri içinde değerlendirmek, geleceğe umutla bakmak, olumlu adımlar atmaktır.

Türkiye-Ermenistan ilişkilerini geliştirmek ve genel anlamda ermeni sorunu olarak bilinen konuyla ilgili çözümler bulabilmek için sorunların teşhisi çok önemlidir. Aksi takdirde yanlış teşhis yapıldığında zaman kaybedilebilir ve tüm çabalar sonuçsuz kalır. Bu nedenle günümüzde Ermeni sorunu sadece tarihi bir olaya olarak tanımlamak çok dar ve eksik bir tanımla olacaktır. Sorun günümüzde tarihi olayların ötesinde, birçok dünya ülkesinin iç ve dış politika

ajandasında bir gündem maddesi, uluslar arası politikanın önemli bir konusu, dış politika ve psikolojik savaş malzemesi ve diaspora Ermenileri için bir varlık ideolojisidir. Bu nedenle sorunun çözümü bağlamında atılacak adımlar tüm bu unsurları içeren kapsayıcı çözümler, projeler olmalıdır.Sorunla ilgili temel çözüm ise Ermeni meselesinin dünyadaki oynadığı rol,yerine getirdiği işlev,hangi kesimlerce kullanıldığı gibi faktörler göz önüne alınarak formüle

edilmelidir. Bu çerçevede bakıldığın da yapılması gerekenler sadece akademik sahadaki çalışmaların ötesinde, Türkiye’nin iç ve dış politikası ile ilgili alanları kapsayacaktır. Aslında bilimsel çalışmaların ötesinde Ermeni meselesi ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar Türkiye’nin Cazibe ve caydırıcılığı ile çok yakından ilgilidir. Bu ülkenin cazibe ve caydırıcılığı ise ekonomi, teknolojik gelişme, askeri güç, idare, diplomasi, toplumsal yapı ve tarihi gibi bir çok konu ile ilgilidir. Kısacası kendi senaryoları olmayan ülkeler başkalarının yazdığı senaryolarda figüran rolü oynamaya mahkûmdur. Zayıf ülkelerin ise senaryo yazmaya mümkün olmadığı gibi başkalarının dış politika aracı olma seviyesinden ileri gitmeleri de mümkün değildir. Bu tür ülkeler farklı vesilelerle uluslar arası arenada devamlı bir şekilde cezalandırılmaktan da kurtulamazlar” dedi.

       

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.