İmam Zeynelâbidîn (RH)

mehmetnurituran

Daha önce on iki imamın hayatını yazacağımı söylemiştim ancak sıkmamak için aralıklı olarak yazıyorum. Kaldığımız yerden işaallah devam ediyoruz.

Künyesi Ebü’l-Hasen Alî b. el-Hüseyn b. Alî b. Ebî Tâlib (ö. 94/712)

İsnâaşeriyye’nin dördüncü ve İsmâiliyye’nin üçüncü imamı  kabul edilen tâbiîn. Doğum tarihi konusunda değişik rivayetler bulunmakla birlikte genelde H.38 M.659 yılında Medine’de doğduğu kabul edilir.

Babası Hz. Hüseyin (RA); Sülâfe, Selâme ve Gazâle adlarıyla bilinen annesi Hz. Ömer devrindeki fetihler sırasında Medine’ye getirilen, son Sâsânî hükümdarı III. Yezdicerd’in kızı Şehrbânû’dur. Ebû Muhammed ve Ebü’l-Hüseyin künyeleriyle de anılmakla birlikte daha çok Zeynelâbidîn (RH) lakabıyla meşhur olmuştur. Bunun yanında “Seyyidü’s-sâcidîn, Seccâd, Zü’s-sefenât” (fazla secdeden dolayı dizleri nasır tutmuş) lakaplarıyla da tanınır. Resûl-i Ekrem’in ve Hz. Hüseyin (RA)’in neslini devam ettirdiği için “Âdem-i âl-i abâ” ve “Ebü’l-eimme” diye zikredilmiştir. Hüseyin (RA)’ın Kerbelâ’da şehid edilen büyük oğlu Ali’den (el-Ekber) ayırt edilmesi için Ali el-Asgar adıyla da bilinir.

  Peygamber Efendimizin (asm), torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin’e gösterdikleri sevgi ve ilgi, bu mübareklerin soyundan gelecek olanları da kapsamaktadır. Onları sevip okşamasında Zeynelabidin ve diğerlerinin de hissesi vardır.  Bu hususta Üstad hazretleri şöyle der; “Hem Hazret-i Hüseyin’e karşı gösterdikleri fevkalâde ehemmiyet ve şefkat, Hazret-i Hüseyin’in (r.a.) silsile-i nuraniyesinden gelen Zeynelâbidin, Cafer-i Sadık gibi eimme-i âlişan ve hakikî verese-i Nebeviye gibi çok mehdîmisal zevât-ı nuraniyenin namına ve din-i İslâm ve vazife-i Risâlet hesabına boynunu öpmüş, kemâl-i şefkat ve ehemmiyetini göstermiştir.” (Lem’alar, s. 26)

Zayıf bünyeli ve hastalıklı olması sebebiyle Kerbelâ Vak‘ası’na fiilen katılmadığı halde Şemir b. Zülcevşen kendisini öldürmek istediyse de Emevî ordusu kumandanı Ömer b. Sa‘d tarafından kurtarıldı. Böylece Kerbelâ faciasından sağ kurtulan tek Hüseyin (RA) evlâdıdır. Ardından Kûfe Valisi Ubeydullah b. Ziyâd, Ehl-i beyt’ten sağ kalanlarla birlikte onu da Dımaşk’taki Yezîd b. Muâviye’nin yanına gönderdi. Halkın tepkisini yatıştırmak için gelenleri iyi karşılayan Yezîd, Zeynelâbidîn (RH)’a yanında kalabileceğini söyledi, fakat o Medine’ye dönüp orada yerleşti.

 Medine’de, Kerbelâ Vak‘ası’na katılmış olan halası Zeyneb’in savaşla ilgili ayrıntılı ve etkileyici konuşmalar yapması üzerine Medineliler Yezîd’e karşı ayaklandı. Bu duruma çok üzülen Zeynelâbidîn (RH) fitneden çekinip isyancılarla birlikte hareket etmedi ve isyanı bastırmakla görevlendirilen Müslim b. Ukbe, Harre Savaşı’nda (63/683) Yezîd’in emriyle

Zeynelâbidîn (RH)’e dokunmadı. Hayatında çeşitli sıkıntılara mâruz kalan ve ilk beş Emevî halifesinin devrini idrak eden Zeynelâbidîn (RH), bu arada meydana gelen Abdullah b. Zübeyr, Muhtâr es-Sekafî ve Abdurrahman b. Muhammed b. Eş‘as’ın ayaklanmalarına şahit oldu. Ehl-i beyt’in başına gelen felâketlerin siyasi kaynaklı olduğunu görerek siyasetle ilgilenmedi, zalim idarecilerin şerrinden korunmak için dinî-siyasî hiçbir hizbin içinde yer almadı. Bu sebeple Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın Ehl-i beyt’ten en çok Zeynelâbidîn (RH)’i sevdiği nakledilir.

Hayatını daha çok ilim ve ibadetle geçiren Zeynelâbidîn (RH)’in vefat tarihiyle ilgili çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte çoğunluğa göre o, 94 yılı Rebîülevvel ayında (Aralık 712) Medine’de vefat etti ve Bakı‘ Mezarlığı’nda amcası Hasan’ın yanına defnedildi.

 Şiîler onun Halife Hişâm b. Abdülmelik tarafından zehirlendiğini öne sürer. Vefat ettiği yıl içinde birçok fakihin ölümünden dolayı bu yıla “senetü’l-fukahâ” denilmiştir. Çocuklarının sayısı hakkında on dokuz (dört kız, on beş erkek), on yedi (on erkek, yedi kız), dokuz (hepsi erkek) ve sekiz (hepsi erkek) gibi rakamlar verilir. Kaynaklarda çoğu câriyelerinden doğmuş on üç erkek çocuğunun adı kaydedilir. On iki imamın beşincisi Muhammed el-Bâkır ile

Zeydiyye’nin kurucusu sayılan Zeyd bunlar arasındadır (A£yânü’ş-Şî£a, I, 629-630;

UDMİ, XIV/2, s. 85). Zühd ve takvâda ümmetin önde gelenlerinden olan Zeynelâbidîn (RH) büyük bir tâbiî idi. Babası ve amcası dışında Hz. Âişe (RA), İbn Abbas (RA), Ebû Hüreyre (RA), Câbir b. Abdullah (RA), Abdullah b. Ömer (RA) ve Ümmü Seleme (RA) gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiş, tâbiînden Saîd b. Cübeyr, Seleme b. Dînâr gibi kişilerle ilmî sohbetlerde bulunmuştur.

Sika bir râvi kabul edilmiş, faydalanabileceği âlimlerin yanına giderek onlardan ilim

tahsil etmiştir. Zira ona göre tahsil için ilim sahibinin ayağına gitmek gerekir. Öğrendiklerini

başkalarına da öğretmiş, talebeleri kendisinden fıkıh, tefsir, ahlâk ve tasavvufa dair bilgiler rivayet etmiştir. Öğrencileri arasında başta Zührî olmak üzere Süfyân b. Uyeyne, Nâfi, Mukatil b. Süleyman gibi kimseler zikredilmektedir. Zamanının en büyük fakihi kabul edilen Zeynelâbidîn (RH), halledilmesi zor meselelerde başvurulan bir merci durumundaydı.

Zeynelabidin (RH)’in en büyük hizmetlerinden bir tanesi de Cevşenü’l-Kebir’in nakil vasıtalarından biri olmasıdır. Bu hususla ilgili olarak Bediüzzaman, “Yeni Said’in hususi üstadı olan İmam-ı Rabbani, Gavs-ı Azam ve İmam-ı Gazali, Zeynelabidin (r.a.) hususan Cevşenü’l-Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım. Ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali Kerremallahü Vecheden aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü’l-Kebir’le daima onlara manevi irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risâle-i Nur’dan bize gelen meşrebi almışım.” (Emirdağ Lahikası, s. 183), ifadeleriyle hem Cevşenü’l-Kebir’in nakil vasıtalarını hem de Hz. Ali’ye dayanan meşrebinin kökenini ortaya koymaktadır.

Zeynelâbidîn (RH), daha sonra teşekkül eden İmâmî-İsnâaşerî Şîası’nca imamların dördüncüsü kabul edilmesine rağmen ilk üç halife hakkında hayırdan başka bir şey düşünülemeyeceğini söylemiş, onların eleştirilmelerini uygun görmemiş, Kur’an’da övülen bu mümtaz şahsiyetlere ta‘n edenlerin müslüman sayılamayacağını ifade etmiştir. Kendisine Hz. Ali’nin ne zaman rec‘at edeceğini soran birine “kıyamet günü” cevabını vermiştir (İbn Kesîr, IX, 107). Onun Şîa’ya dair şu sözleri bu konulardaki anlayışını yansıtması bakımından dikkat çekicidir: “Ey Iraklılar! Bizi İslâm kardeşliği sevgisiyle seviniz, sakın putlara tapar gibi sevmeyiniz. Zira bu şekildeki sevginiz bizim için sadece bir ar ve utanç vesilesidir” (Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ’, IV, 398).

Zeynelâbidîn (RH)’ın abdest alırken sararması, namaz kılarken titremesi ve geceleyin fakirlere sırtında yiyecek taşımasıyla ilgili rivayetler onun zühdüne, takvâsına ve cömertliğine

örnek teşkil eder. Tasavvuf kaynaklarında onun ilim, ibadet, edep ve ahlâka dair sözleri nakledilerek bazı kerametleri anlatılır. Zeynelâbidîn (RH)’ın üstün vasıflarını terennüm eden şair Ferezdak’ın kasidesi de, ilmî şahsiyeti hakkında önemli bir kaynak olup (İliyyâ el-Hâvî, II, 353-356) birçok âlim tarafından şerhedilmiştir.

Eserleri:es-Sahîfetü’l-kâmiletü’s-Seccâdiyye. es-Sahîfetü’s-Seccâdiyye olarak da anılan eser çeşitli ibadetler esnasında yapılacak duaları ve bazı itikadî konuları ihtiva eder. Şiî ulemâsı esere büyük önem vermiştir. Onun kendi hattıyla yazılmış bir Kur’an nüshasından da söz

edilmektedir. Gerek Sünnî gerek Şiî müelliflerin kaleme aldıkları tarih ve tabakat kitaplarında

Zeynelâbidîn (RH)’a dair geniş bilgi verilmiş olmakla birlikte sadece onun hayatını konu alan müstakil eserlerin sayısı nisbeten azdır.

            Allaha emanet olun duâlarınızı eksik etmeyin.

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.