İmam Ca’fer Es-Sâdık-2

mehmetnurituran

Attâr ise Tezkiretü’1-evliya adlı eserine onunla başlar. Bütün sûfîlerin evliyadan saydıkları Ca’fer es-Sâdık tarikat silsilelerinde de önemli bir yer tutar. Nakşibendiyye ve Bektaşiyye mensupları ona tarikat silsilelerinde yer verir, Bâyezid-i Bistâmî’yi onun müridi olarak görürler (Abdülmecıd el-Hânî, s. 180-188).

Bir tarikat olmaktan çok tasavvufî bir tavrı ifade eden Aşkıyye mensupları silsilelerini Ca’fer es-Sâdık’la başlatırlar. Ni’metullâhiyye, Nûrbahşiyye ve Zehebiyye gibi Şiî tarikatları da onun tasavvuf bakımından önemini kabul etmişlerdir. Bununla beraber genel olarak Şîa Ca’fer es-Sâdık’ın tasavvufla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, sûfîleri kendisine düşman bildiğini ve onlarla mücadele etmeyi dinî bir görev saydığını ileri sürerler (Ma’sûm Ali Şah, I, 209; Müderrisî, s. 180-188). Cifr, havas, tılsım gibi birtakım gizli ilimlerin, gaybı ve geleceği bilme ile ilgili bazı olağan üstü yeteneklerin ona nisbet edilmesi (ibn Haldûn, I,781, 797; Keşfii’z-zunûn, I, 591), daha ziyade son dönem mutasavvıfları için ilgi çekici olmuş, bu ise birçok hurafî inanç ve sapık uygulamaların ortaya çıkmasına yol açmıştır (Şeybî, 1, 192-210).

Ca’fer es-Sâdık insanların din konusunda bilmeleri zaruri olan başlıca hususları şöyle sıralar, Allah’ı kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olarak tanımak, O’nun nimetlerini ve O’na karşı yapılması gereken vazifeleri bilmek, küfür ve irtidada sebep olacak şeylere vâkıf olmak, ayrıca Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de O’na benzemez. Allah kulların tasavvur ettiği her türlü hayal ve vehmin ötesindedir, gözler O’nu idrak edemez, şeklindedir (Şeyh el-Müfîd, s. 282).

İnsanların ihtiyarî fiillerinin kendilerine nisbet edileceğini, fiillerin hayır veya şer olmasından dolayı mükâfat ve ceza göreceklerini belirten Ca’fer es-Sâdık, kıyamet gününde Allah’ın bütün mahlûkatı toplayacağını, onları emirlerini yerine getirmemekten dolayı mesul tutacağını, iradeleri dışında mâruz kaldıkları şeylerden dolayı ise sorumlu tutmayacağını söylemiştir (Şeyh el-Müfîd, s. 282).

Büyük günah işleyen kimsenin durumu hakkında ona nisbet edilen görüş, günahkâr müminin

günahı miktarınca azap gördükten sonra cehennemden çıkıp cennete gireceği şeklindedir. Ona göre büyük günahlar ebeveyne itaatsizlik, adam öldürmek, namuslu kadınlara zina isnadında bulunmak, yetim malı yemek, cihad’dan kaçmak, yalan yere yemin etmek, ribâ, zina, hıyanet, zekât vermemek, yalancı şahitlik, içki içmek, namazı terketmek, ahdi bozmak, akrabalık münasebetini kesmek, yalan söylemek, Allah’a karşı nankörlük, ölçü ve tartıda hile yapmak, livâta ve bid’at olmak üzere yirmiyi aşkındır (Meclisî, XLVII, 216-217; A y â n ü ‘ ş – Ş î a , 1,663).

Kur’ân-ı Kerîm tefsirinin re’ye dayandırılmasını tasvip etmeyen Ca’fer es-Sâdık, böyle bir tefsirde isabet edilse bile sahibinin Allah katında bir ecir elde edemeyeceğini söylediği iddia edilir. Re’y ile yapılan tefsiri tamamıyla kabul veya reddetmeyen İmâmiyye ise imamların beyanına aykırı olan açıklamalara karşı çıkmaktadır.

Ca’fer es-Sâdık’a nispet edilen, “Takıyye” benim ve atalarımın dinidir, takıyyeye uymayanın dini yoktur” ve, “Durumumuzu ifşa eden onu inkâr eden gibidir” şeklindeki sözler, tamamen uydurmadır ve Şiî fırkalarınca her zaman istismar edilmiştir. Subjektif sebeplerle inançlarını gizleme, prensiplere aykırı davranma ve taahhütlerini yerine getirmeme gibi uygulamalara yol açmıştır. Bedâ (Allah’ın ilim, irade ve tekvin sıfatlarında değişme olabileceğini ileri sürmek) konusundaki Şiî düşüncesi de ona nisbet edilmiştir (Nevbahtî, s. 55 Ehi-i sünnet kaynaklarında ise Ca’fer es-Sâdık takkıye, rec’at (ruhun geri gelmesi), bedâ, tenasüh (reenkarnasyon), gaybet (gizli yaşamak), hulûl (Allah’ın bir bedene girmesi) ve teşbih ile ilgili hususlardan tamamen tenzih edilmiştir (Şehristânî, I,166).

Şîa’ya göre imamların bilgisi hata ihtimali bulunmayan ledünnî bilgi türünden olduğu için Ca’fer es-Sâdık’ın fıkıhla ilgili görüşleri de delillerinden istinbat edilerek ulaşılmış aklî bilgiler olmayıp Hz. Peygamber’den kendisine intikal eden ilâhî bilginin sonucudur. Bu sebeple o helâl ve haramlarla ilgili gerçekleri bilmek için diğer müctehidler gibi ictihad ederek belli bir hükme ulaşma durumunda değildir. Ehl-i sünnet âlimleri ise Ca’fer es-Sâdık’ı, başta Kitap ve Sünnet olmak üzere dayanacağı kaynakları ve içtihadında uygulayacağı metotları bulunan ve kesinlikle mâsum olmayan bir müctehid olarak kabul etmektedirler.

Şîa grupları Ca’fer es-Sâdık’a pek çok mûcize isnat etmiş, bütün dua ve dileklerinin kabul olunduğunu, dünyadaki bütün lisanları bildiğini iddia ederek (Meclisî, XLVII, 63-161) hemen her konuda söylenmiş hikmetli sözlerinin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu sözlere “nesrü’d-dürer” (saçılmış inciler) denilmektedir. Halbuki bu özelliklerin bir kısmı ancak peygamberlerde bulunabilir.

Ca’fer es-Sâdık’ın tabii ilimler ve özellikle kimya konusunda geniş çalışmaları bulunduğu, nitrik asit ve kezzap ile tuz ruhunun karışımından meydana gelen ve altın eritmeye mahsus bir sıvı olan “aqua regia’yı (el-mâü’l-melikî, kral suyu) keşfettiği ve kimya konusundaki bilgilerini kabiliyetli gördüğü öğrencisi Câbir b. Hayyân’a öğrettiği yaygın rivayetler arasındadır. Halbuki bu madde ondan önce keşfedildiği gibi Câbir b. Hayyân’da bundan hiç bahsetmez.

Bununla birlikte  cifr, tılsım, havas, hurûf gibi sırrı ilimlerde uzman olduğu, kitaplar yazdığı, öğrenciler yetiştirdiği, keşifler yaptığı yolundaki iddialar tamamen asılsızdır. Çünkü bu ilim denilen şeyler gerçekte olmayan uydurma şeylerdir. Bu hususta kendisine isnat edilen görüş, bilgi ve kitaplar, aslında sonraki Şiî- Bâtınî zümrelere ait olup Ca’fer es-Sâdık’ın  bütün müslümanlar nezdinde saygı gören kişiliğini istismar etmek üzere ona izâfe edilmiştir. Nitekim Buhârî’nin, Ca’fer es-Sâdık’ın  yanına girip çıkanların onun ağzından hadis uydurduklarını göz önünde bulundurarak ondan nakledilen hadislere itibar etmemesi de daha hayatta iken çevresinin kendisi hakkında yakıştırmalar yapmaya başladığını göstermektedir.    Eserleri. Ca’fer es-Sâdık’ın yüzlerce kitap ve risâle yazdığı ileri sürülmektedir. Bunların büyük bir kısmının ona nisbeti şüpheli olup yaşadığı dönem, çevresi, ilmî ve dinî şahsiyeti dikkate alınırsa bilhassa kimya ve cifr gibi konulara dair kitapların onun telifleri olması imkânsızdır. Bu konuda hayli müsamahakâr olanlar bile Ca’fer es-Sâdık’ın bu alanlarda eser yazıp yazmadığının bilinmediğini söylemektedirler (Sezgin, IV, 129-130). Aslında Ca’fer es-Sâdık’ın  öğrencisi olduğunu söyleyen ve onu söz konusu ilimlerde otorite kabul eden Câbir b. Hayyân’ın bu ilimlerle ilgili bir tek eserinin bile adını zikretmemesi, bu eserler üzerindeki tereddütleri daha da arttırmıştır. Ancak tefsir ve Fıkıh konularında eserlerinden bazıları günümüze ulaşmıştır.

Allaha emanet olun selam ve hürmetlerimle.

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.