Iğdır Tarihi Eleştirisi!

mehmetnurituran

Bu yazı, Iğdır İl Kültür Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alan Iğdır tarihçesi hakkında bir eleştiridir.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki İl Kültür Müdürlüğü’nün tarihi gerçeklerden uzak ve kaynaksız yazısından başta ben olmak üzere her Iğdırlı sorumlu olmakla beraber en büyük kusur Iğdır’da örgütlü bulunan STK’larındır. Çünkü biz sahip olmazsak Iğdır’da görev yapan her bürokrat kendi dünya görüşüne göre bir yazı ve politika takip eder.

Yazının içeriğine gelince herkes bilir ki kaynaksız tarihçe yazılamaz ve tarih övgü ve sövgü kitabı değil. Yazıyı baştan sona kadar okuduğumuz zaman bir tek kaynak bile verilmediğine tanık oluyoruz ki buda doğru bilgilere bile şüphe düşürüyor.

Yazıda Iğdır isminin Oğuz Kağan’ın torunu İğdir Bey’den geldiği ve yerli halkın “İydir” diye telaffuz ettiği iddiası var. Halbuki Iğdır’ın Azeri’si de, Kürt’ü de sadece yalın olarak “İdir” derler. İddiaya gelince birincisi; Oğuz Kağan bir destandır. O da her destan gibi fantastiktir. Bundan dolayı da gerçek bir şahsiyet olup olmadığı veya ne zaman yaşadığı konusunda bugüne kadar tespit edilmiş bir bilgi mevcut değildir. İkincisi Türklerin İslamiyet öncesi bölgeye geldiklerini gösterir. Hiçbir arkeolojik ve etiminolojik belge mevcut değildir. Bölgede hakimiyet kumuş bazı eski kavimleri Türk göstermeye çalışmakta bilimsel bir temele dayanmadığı gibi sadece Türk halkına hakaret olur. Çünkü bir dünya imparatorluğu ve bir çok devletler kurmuş olan bu halkın uydurma bir tarihe ihtiyacı yoktur.

Kurtuluş Savaşı sırasında bölgedeki Kürt aşiretlerinin Hamit Bey (Güneş) ve Ali’yé Mirze Bey (Yiğit) komutasında iki tümen olduğu ve bunlardan hiç yararlanılmadığı gibi bir yalan ve uydurma Kürt halkına yapılmış büyük bir haksızlıktır.

İşin aslı şudur ki bölgede yaşayan Azeri halkının reisi Ali Ekber Tufan Bey’di. Kürt aşiretlerin iki büyük reisi vardı: Birisi Ali’yé Mirze Bey, diğeri Hamit Bey’dir. Bunlardan Hamit Bey, ondokuz kabileden oluşan Zilan Aşireti’nin büyük reisi idi. Ali’yé Mirze Bey ise sekiz kabileden oluşan Celali Aşireti’nin reisi idi. Tabiki her kabilenin kendi ağası da ayrıca vardı ve bu aşiretler Rusya zamanından beri silahlı ve organize idiler. Hamit Bey tıpkı Osmanlı tarafındaki Hamidiye Paşaları gibi milis paşası idi. Ali’yé Mirze Bey ise Ali Ekber Tufan ile birlikte Çarlık Duması’nda Müsavat Partisi’nden milletvekili idi.

1. Dünya Savaşı başladığında bölge halkı Osmanlı’nın yanında yer aldığı gibi aşiret kuvvetleri Kafkas İslam Ordusu’nda da yer aldılar. Nahçıvan, Bakü, Batum ve Gence’nin kurtuluşuna bizzat katıldılar. Mondros Mütarekesi gereği geri çekilince de aşiret reisleri ve Azeri ileri gelenleri Ağrı’nın Mergemir Yaylası’nda Ömeré Nebi’nin çadırında toplanarak Ermenilere karşı yürütülecek savaşta yeniden organize olup görev ve bölge taksimi yapmışlardır.

Bu savaşı bölgede bulunan bütün Müslüman unsurlar beraberce yapmışlar, herkes kendi gücü nispetinde katkı sağlamıştır. Ancak Kürt aşiretleri silahlı ve organize oldukları için savaşın asıl vurucu gücünü onlar oluşturmuşlar. Iğdır’daki her aşiret kendisinden kaç kişinin şehit olduğunu çok iyi bilir ve Ağrı’daki Sipki Aşireti Reisi Abdulmecit Paşa, Kağızman’daki Ali Bey’in askeri desteği ve başta Zeynelabidin Tağızade olmak üzere Bakülü iş adamları ve tüccarların mali desteği ile bu mücadeleyi yapılabilmiştir. Tabiki bütün bu işler Kazım Karabekir Paşa’nın bilgisi ve desteği ile yapılıyordu.

Diğer bir konu daha var ki oda Iğdır halkının örgütlü olmadığı ve aralarında ikilik bulunduğu şeklindeki ifadedir. Birincisi eski aşiret yapısını bilen herkes aşiretin kendisinin bir sosyal örgüt olduğunu ve beraberce hareketin esas olduğunu, ayrıca yeniden bir örgütlenmenin olamayacağını bilir. Azeri Türklerinde ise aşiret olmadığı için örgütlenme ihtiyacı vardı. Bunu da kısa zamanda Ali Ekber Tufan Bey’in öncülüğünde başarmışlardır. Halk arasında ikilik olduğunu söylemekse sanırım bölge halkını aşağılamak veya bugünün atmosferiyle o günün atmosferini karıştırmaktır. 1950’lerde Merkez Cami’yi beraber inşaa etmiş bu iki halktan böyle bahsetmek sadece haksızlıktır.

Eğer Iğdır’ın tarihi yazılacaksa, bu işi ciddi tarihçilere havale etmek gerekir. Çünkü Osmanlı, Çarlık Rusya’sı ve İran arşivlerinde çalışma yapılmadan bu yapılamaz. Umarım Iğdır’dan böyle biri çıkar.

Selam ve duâ ile…

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

2
0
0
0
0
0
0
0
0

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

 Bahattin muçu Temmuz 26, 2017 Cevapla
0 0

Iğdırın kurtuluşunun en büyük destekçilerin daha doğrusu ı dönemde çete olarak anılan ve aslında hiç bir tarih arşivinde geçmeyen Hacıtahir ve enver beg Necip beg gibi kahramanların ve adamların büyük rolü olmuştur aslında Iğdır ı ermenilerden temizleyen ve kurtaran bunlardır bunları iyi araştırın canlı tanıklar ve delilleri mevcuttur ığdırın kurtuluşunda hiçbir azeri vaandaşımızın rolü olmamıştır bu araştırmayı merak etmek isteyen araştırmacılar mız varsa aralık kırçiçeği köyünde ikamet eden sabri güneşten öğrenebilirsiniz