Hz. Hüseyin (RA)

 

mehmetnurituran

Künyesi; Ebu Abdillah el-Huseyn b. Ali b. Ebi Talib el-Kureyşi el-Haşimi eş-Şehid (D.H. 5.Şaban 4 M. 10 Ocak 626 Medine Ö.H.10 Muharrem 61 M.10 Ekim 880)

Doğumu; Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma (RA), Hz, Hasan’in (RA),  doğumundan elli gece sonra, Hz. Hüseyin’e (RA),  hâmile kalmiştı. Hicretin dördüncü yılı Şaban aynun beşinde, Peygamberimizin (ASM) torunu ve Hz. Ali’nin (RA), ikinci oğlu Hz. Hüseyin, (RA),  Hz. Fatıma’dan (RA),  doğdu. (Mus’ab’üz’Zübeyri-Neseb-i Kureyş s.40, Zehebi-A’lumünnübela c. 3, s, 188 Tarihul’islam c.3, s. 5)

Süt Annesi; Hz. Âbbas’ın (RA),  zevcesi Ümmülfadl (RA), bir gün, Peygamberimizin (ASM) yanına gelip Yâ Resûlallâlı! (ASM) Ben, gece bir rü’yâ gördüm! dedi. Peygamberimiz (ASM) Nedir o gördüğün rüya? diye sordu. Ümmülfadl o, çok şiddetli ve mihnetti bir rüyâ dedi. Peygamberimiz (ASM) Nedir o, söyle, buyurdu. Ümmülfadl Senin cesedinden bir parçasının kesilip evime konulduğunu gördüm dedi. Peygamberimiz Hayır görmüşsündür inşaallah. Fatıma, bir oğlan doğuracak, sen de ona, oğlun Kusem’in sütünü emdireceksin buyurdu.

Hz. Hüseyin (RA), doğunca, Ümmülfadl, Onu alıp götürdü, debeleninceye kadar Ona Kusem’în sütünü emdirdi.

Ümmülfadl (RA),  der ki Bir gün, Hüseyin’i alıp Resûlullâh’a (ASM) götürmüştüm. Hüseyin, Resûlullâh’ı (ASM) görünce, üzerine atıldı. O da, Onu ÖptüT sevdi. Sonra eteğine oturttu. Hüseyin, oturunca, Resûlullâh’ın üzerine akıttı. Resûlullâh Ey Ümmülfadl, al, tut oğlumu, üzerime akıttı, buyurdu. Resûlullâh’n (ASM) üzerine akıttın da, üzdün Onu, dedim. Canını acıtacak bir tutuşla tutup boynuna vurunca Hüseyin ağlamaya başladı. Resûlullâh Ey Ümmülfadl, Allah, iyiliğini versin, Allah, seni rahmetiyle esirgesin. Sen, oğlumun canını acıtmak, onu ağlatmakla, beni üzdün, buyurdu. Ben de ihramını çıkar, başka bir elbise giy de, yıkayayım. dedim. (Zehebi-Alamünnübela c. 4, s. 193)

Hz. Hüseyin’e Akika Kurbânı Kesilmesi ve İsim Takılması; Akîka kurbanı, çocuğun doğumunun yedinci günü kesilir, ismi takılır ve başının saçı kestirilir. Peygamberimiz de (ASM), Hz. Hüseyin’in doğumunun yedinci günü, Akîka kurbanı olarak iki koç boğazlattı, ismini koydu, saçını kesdirdi. Ey Fatıma, Hüseyin’in saçını kes. Saçının ağırlığınca, sadaka ver. buyurdu. Tartılan saçlının ağırlığı, bir dirhem geldi. Hz. Fatıma da Hz. Hüseyin’in kesilen saçının ağırlığınca gümüşü, fakirlere dağıttı.  Peygamberimiz (ASM), Hz. Hüseyin’in Akîka kurbanından Ebe’ye bir but gönderilmesini, kalanmın da, kemikleri kırılmadan pişirilip yenmesini ve başkalarına da, yedirilmesini tavsiye etti.

Eğitimi ve gençliği; Hz. Hüseyin (RA), ağabeyi Hz. Hasan (RA) ile birlikte tabiinden Ebu Abdurrahman es-Sulemi’den kıraat oğrendi (Zehebi, III, 280; IV, 268); dedesiyle annesinden ve babasından, ayrıca Hz. Ömer’den ve diğer bazı sahabilerden sekiz hadis rivayet etti.

Hz. Hüseyin (RA) de ağabeyi Hz. Hasan (RA) gibi ilk iki halife doneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almadı. Hz. Osman (RA) zamanında Said b. As’ın Kufe’den Horasan’a yaptığı sefere (30/651) ağabeyi ile birlikte katıldı. Daha sonra Hz. Osman(RA)’ın evini kuşatan isyancılara karşı babası Hz. Ali (RA)tarafından yine ağabeyi ile birlikte halifeyi korumak ve evine su taşımak uzere gorevlendirildi.

Babasının halifeliği sırasında Hz. Hüseyin (RA) Kufe’ye giderek onun bütün seferlerine katıldı; şehadetinden sonra da yine onun vasiyetine uyarak ağabeyine itaat etti. Bu arada Hz. Hasan (RA) Muaviye ile anlaşmaya karar verdiği zaman ona karşı cıkmak istediyse de itirazının reddedilmesi üzerine vazgecti ve beraberinde Medine’ye gitti. Daha sonra Hz. Hüseyin (RA) bu anlaşma dolayısıyla Muaviye’nin tahsis ettiği yıllık 2 milyon dirhemi onun vefatına kadar aldı (Dineveri, s. 218, 224-225) ve daima ağabeyinin yanında bulundu.

Hz. Hasan (RA)’ın vefatından (49/669) sonra ise 1. Yezid’in hilafet makamına gelişine kadar (60/680) kendini ibadete vererek zuhd ve takvaya dayalı bir hayat surdurdu. Hz. Hüseyin (RA)’e ağabeyinin vefatı üzerine imam sıfatıyla biat edildiğine veya onun Muaviye aleyhine faaliyette bulunduğuna yahut kendi imameti icin harekete gectiğine dair ilk Sunni ve Şii kaynaklarında herhangi bir rivayete rastlanmaz; aksine bu husustaki birtakım kıpırdanışlara

fırsat vermediği soylenir. Mesela Hz. Hasan (RA)’ın vefat haberi Kufe’ye ulaşınca taraftarları Hz. Hüseyin (RA)’e, babasıyla ağabeyinin intikamını almak için emrini beklediklerini bildiren bir mektup gondermişlerdi. Hucr b. Adi’nin, Muaviye’nin emriyle başlatılan camilerde Hz.

Ali’ye hakaret etme faaliyetine karşı çıktığı icin öldürülmesi üzerine (51/671), Kufe’nin

ileri gelenlerinden bir kişi hem bu haberi iletmek hem de Hz. Hüseyin (RA)’i Kufe’ye getirmek amacıyla Medine’ye gitmiş, durumdan haberdar olan Muaviye Hz. Hüseyin (RA)’e fitne cıkarmak isteyen kimselere fırsat vermemesi konusunda tavsiyede bulunmuş, o da cevabi mektubunda, “Seninle savaşmak ve sana karşı cıkmak niyetinde değilim” demiştir (Dineveri, s. 224-225).

Bununla birlikte Hz. Hüseyin (RA)’in Muaviye’ye karşı takındığı olumlu tavrı 56 (676) yılından sonra değiştirdiği muhakkaktır; cunku bu yılda Muaviye’nin, oğlu Yezid’e biat edilmesini istemesi pek cok müslüman gibi Hz. Hüseyin (RA)’i de rahatsız etmiştir.

 O zamanki Medine Valisi Mervan, Muaviye’nin yerine halef tayin ettiği oğlu Yezid’e kendi adına biat almasını isteyen mektubunu Mescid-i Nebevi’de okuyunca halk feveran etti. Abdurrahman b. Ebu Bekir Mervan’a, daha başlangıcta gerek kendisinin gerek Muaviye’nin yalan soylediğini ve saltanatı babadan oğula intikal ettiren Bizans sistemini müslümanların başına getirmek istediklerini soyleyerek bu teklife karşı cıkarken Abdullah b. Ömer (RA) Yezid’in fasıklığını, Abdullah b. Zubeyr (RA) ise Allah’a karşı gelene itaatin caiz olmadığını öne sürerek acıkca itirazda bulundular ve biata yanaşmadılar; Hz. Hüseyin (RA) de onlarla aynı fikirdeydi. Mervan’m bu durumu bildirmesi üzerine Muaviye hemen Medine’ye gitti ve muhalefet eden kişileri ceşitli tehdit ve rüşvetlerle biata zorladı fakat başaramadı.

Olayların Başlangıcı; Muaviye’nin ölümu üzerine (60/680) hilafet mevkiine gelen Yezid, Medine Valisi Velid b. Utbe b. Ebu Sufyan’dan her ne şekilde olursa olsun Hz. Hüseyin (RA) ve diğerlerinden biat almasını istedi. Velid, henuz Muaviye’nin ölüm haberi duyulmadan Hz. Hüseyin (RA) ile Abdullah b.Zubeyr (RA)’ı Mervan ile de istişare ederek yanına cağırttı. Fakat onlar Muaviye’nin öldüğünü ve haberin halk tarafından duyulmasından önce biatlarının alınmak istendiğini anladılar. İbnu’z-Zubeyr Mekke’ye kactı; Hz. Hüseyin (RA) ise Velid ile goruşmeye gittiğinde, “Benim gibi bir adam gizlice biat edemez; zaten sen de halk katında acıkca yapmadığım bir biata razı olmazsın” diyerek ertesi gün halkın önünde biat edeceğini bildirdi.

Mervan Velid’e, yanından ayrılmadan önce Hz. Hüseyin (RA)’in biatini sağlamasını veya boynunu vurdurmasını tavsiye etti; ancak Velid, “Sen benim icin dinimi yıkacak bir şey tavsiye ediyorsun. Yemin ederim ki Hz. Hüseyin (RA)’i öldürmek suretiyle dünyanın her yanına, üzerine güneşin doğup battığı bütün mal ve mülküne sahip olacağımı bilsem yine de bunu istemem” diyerek tavsiyesini reddetti (Ebu Mihnef, s. 12-13; Taberi, Târîh, II, 218-219).

Velid’in yanından ayrılan Hz. Hüseyin (RA) 28 Receb 60 (4Mayıs 680) gecesi, kendisine şu anda böyle bir harekette bulunmasının yanlış olduğunu söyleyen baba bir kardeşi Muhammed

  1. Hanefiyye haric bütün aile fertlerini yanına alıp Mekke’ye doğru yola cıktı. Hz. Hüseyin (RA)’ın Yezid’e biat etmeyip Mekke’ye gittiğini haber alan Kufeliler’den Şebes b. Ribl ve Suleyman b. Surad gibi bazı ileri gelenler onu hilafete getirmek icin kendisine davet mektupları yazdılar. (Ebu Mihnef, s. 17 vd.; Dineveri, s. 228-229; Taberi, Târih, II, 233-235),

 Ayrıca Ebu Abdullah el-Cedeli başkanlığında bir heyet gonderdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin (RA), durumu yerinde incelemesi icin amcasının oğlu Muslim b. Akıl’i Kufe’ye yolladı. 5 Şevval 60 (9 Temmuz 680) tarihinde şehre ulaşan Muslim, İbn Avsece’nin evine indi ve Hz. Hüseyin (RA) adına biat almaya başladı. İlk aşamada 30.000 kişinin biat ettiği ve hatta Muslim’in Kufe Mescidi’nde acıkca bir konuşma dahi yaptığı rivayet edilmektedir (Ebu Mihnef, s. 20;Taberi, Târîh, II, 228-229, 257-258).

                                                                     Yazının devamı haftaya çarşamba günü yayımlanacaktır.

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.