Hazreti Ali (RA) – 6

mehmetnurituran

Hz. Ali (RA)’ın  faziletine dair sahih hadisler de vardır. Aşırı Şiî gruplar çok defa bu rivayetlerle yetinmeyerek onlara çeşitli ilâveler yapmışlar ve böylece ilk halifenin Ali b. Ebû Tâlib (RA) olması lâzım geldiği hususundaki iddialarını güçlendirmek istemişlerdir. Bu nevi rivayetlerin en meşhuru Gadîr-i Hum hadisidir. Gadîr-i Hum’a dair haberlerin en güvenilir olanı Zeyd b. Erkam’ın rivayet ettiği hadistir. Buna göre, Hz. Peygamber (ASM) Mekke ile Medine arasında bulunan Hum suyu başında bir konuşma yapmış, Allah’a hemdü senâdan ve ashabına bazı öğütlerde bulunduktan sonra onları vefatını müteakip Allah’ın kitabına

sarılmaya ve Ehl-i beytine sahip çıkmaya teşvik etmiştir (Müslim, “Fezâ’ilü’ş-şahâbe”, 36; Müsned, IV, 366-367).

İbn Mâce’nin es-Sünen ‘indeki Berâ b.Âzib’den rivayet edilen bir hadise göre Hz. Peygamber (ASM) hacdan dönerken yolda bir yerde konaklamış, namaz kılınacağını ilân ettikten sonra Hz. Ali (RA)’ın  elini tutmuş, “Ben müminlere kendi canlarından daha yakın değil miyim?” diye sormuş “Evet” cevabını aldıktan sonra da, “Ben kimin dostu isem bu da onun dostudur. Allahım! Onu sevenleri sen de sev, ona düşman olanlara sen de düşman oll” demiştir (İbn Mâce, “Mukaddime”, 11). Şiî kaynaklarda ise bu olay çok farklı bir şekilde verilmektedir.

 Nitekim bu iddia Hz. Âişe’ye söylendiği zaman, “Tuhaf şey, Resûlullah Ali’ye ne zaman vasiyet etmiş?” diyerek menfi kanaatini belirtmiştir (Buhârî, “Vaşiyyet”, 1; “Meğâzî”, 83; Müslim,”Vaşiyyet”, 19). Hanımlarının bazı işlerini idare etmek ve borçlarını ödemek üzere ona vasiyette bulunmasının ise (Heysemî, IX, 112-114) bu mânadaki vasiyetle ilgisi yoktur.

Hz. Ali (RA)’ın  hücresi dışında, ashâb-ı kirâma ait olup da Mescid-i Nebevî’ye bakan bütün kapıların kapatılması konusundaki hadislerden (bk. Tirmizî, “Menâkıb”, 20; Müsned I, 175; II, 26; IV, 369; Heysemî, IX, 114-115) hareketle Hz. Peygamber (ASM)’ın  onu zımnen halife tayin ettiği mânasını çıkarmak da doğru değildir. Zira Ali’ye ait hücrenin diğer hücreler gibi dışarıya da açılan bir kapısı bulunmadığı için onun mescide bakan kapısına dokunulmamıştır.

Hz. Peygamber (ASM)’ın , “Ey Ali! İkimizden başkasının cünüp olarak bu mescidde yürümesi doğru değildir” (Tirmizî, “Menâkıb”, 20) demesinin sebebi de tıpkı Hz. Peygamber (ASM) gibi mescidin bitişiğinde oturmasından dolayıdır. Resûl-i Ekrem bu hadiseden yıllarca sonra, vefatından birkaç gün önce Hz. Ebû Bekir (RA)’ın  hücresi dışındaki kapıların kapatılmasını emrettiğine göre (Buhârî,”Şalât”, 80, “Fezâ=ilü aşhâbi’n-nebî”, 3,”Menâkıbü’l-enşâr”, 45), bu hadisten iddia edilen mânanın çıkarılması mümkün değildir.

Sahih olmakla beraber aynı şekilde istismar edilen hadislerden biri de Resûl-i Ekrem’in Hz. Ali (RA)’a hitaben söylediği, Sen bana bağlısın, ben de sana” (Buhârî, “Sulh”, 6, “Meğâzî”, 43) hadisidir. Buhârî’nin kaydettiği rivayete göre, Hz. Peygamber (ASM) hicretin 7. yılında yaptığı umreden sonra Mekke’den ayrılırken Hz. Hamza’nın kızı, “Amcacığım, amcacığım!” diye ağlayarak Hz. Peygamber (ASM)’ın arkasından koşmuş, Ali onu alıp Hz. Fâtıma(RA)’ın  bulunduğu mahfeye koymuştu. Medine’ye vardıklarında Hz. Ali ile kardeşi Ca’fer ve Zeyd b. Hârise’den her biri çocuğu himayelerine almak istemiş, Hz. Peygamber (ASM), “Teyze anne sayılır” diyerek çocuğu teyzesiyle evli olan Ca’fer’in himayesine vermişti.

Sonra da onların bu insanî hareketini takdir etmek ve gönüllerini almak için Hz. Ali (RA)’a soy, sıhriyet ve karşılıklı muhabbet gibi sebeplerle birbirlerine olan yakınlıklarını ima ederek, “Sen bana bağlısın, ben de sana” demiş; Ca’fer’e, “Sen hem yaratılış hem de huy bakımından bana benzersin” buyurmuş; Zeyd’e de, “Sen bizim kardeşimiz ve dostumuzsun” diye iltifat etmişti. Görüldüğü üzere Resûlullah bu sözleri Hz. Ali(RA)’a vesâyetle ilgisi olmayan

bir münasebetle söylemiştir. Bu hadisin farklı bir rivayeti Tirmizinin es-Sünen’inde bulunmaktadır (“Menâkıb”,20).

Buna göre, Yemen Seferi’nden dönen Hz. Ali (RA)’ı, bu sefere katılan sahâbîlerden dördü bazı davranışları sebebiyle Peygamber (ASM)’a şikâyet etmek istemiş, o da, “Ali’den ne istiyorsunuz?” diye üç defa çıkıştıktan sonra, “Ali bendendir, ben de ondan; benden sonra o bütün müminlerin velîsidir” buyurmuştur. Bu hadisteki, “Benden sonra o bütün müminlerin

velîsidir” ifadesi, Şiîler’e göre Ali b. Ebû Tâlib (RA)’in Hz. Peygamber (ASM)’dan sonra halife olacağını gösterir. Halbuki Tirmizî bu hadisi sadece bir râvinin rivayet ettiğini ve bir başka tarikle geldiğine vâkıf olamadığını söylemiştir. Gerek bu senedde gerekse Ahmed b. Hanbel’in Müsned’indeki (IV, 437) senedde Ca’fer b. Süleyman ed-Dubaî adlı aşırı Şiî bir râvi vardır. “Muâviye’nin adı anılınca ona hakaret eden, Ali’nin adı anılınca oturup ağlayan” (İbn Hacer el-Askalânî, Tehzibü’t Tehzib, II, 97) bu râvi sebebiyle hadis zayıftır.

Gerçi aynı hadisi Ahmed b. Hanbel değişik bir senedle de rivayet etmektedir (IV, 356). Fakat bu senedde de Eclah el-Kindî adlı bir başka aşırı Şiî vardır (Zehebî, MTzânul-i’tidâl, I, 79). Hadisin diğer rivayetlerinde “benden sonra” ifadesinin bulunmayışı (bk. Müsned,I, 84, 118, 119, 152, 331; IV, 281, 368,370, 372; V, 347, 366, 419), bu ilâvenin iki Şiî râviden kaynaklandığı kanaatine ağırlık kazandırmaktadır. Söz konusu ifade sahih olsa bile Hz. Peygamber (ASM)’ın  Ali b. Ebû Tâlib (RA) hakkındaki dedikoduları ortadan kaldırmak maksadıyla bunu söylediği açıktır. Zaten onun bir dedikodu, bir anlaşmazlık veya itikadı zedeleyecek bir yanlış anlama karşısındaki tutumu hep böyle olmuş, daima olayları anında yatıştırma cihetine gitmiştir.

 Sahih olduğu halde istismar konusu edilen hadislerden bir diğeri de şudur:Hz. Peygamber (ASM) Tebük Seferi’ne giderken Hz. Ali (RA)’ı Medine’de yerine vekil olarak bırakmış, fakat onun kadınlarla ve çocuklarla kalıp savaşa katılmamaktan dolayı şikâyetçi olduğunu görünce, “Hârûn’un Mûsâ’ya yakınlığı ne ise senin de bana yakınlığın öyledir; yalnız benden sonra peygamber gelmeyecektir” buyurmuştur (Buhârî, “Fezâ’ilü ashâbi’n-nebî”,9, “Meğâzî”, 78; Müslim, “Fezâ’ilü’ş-şahâbe”, 30-31). Hz. Mûsâ ile Hârûn arasında kardeşlik ve nübüvvet yakınlığından başka Tûr’a çıktığı sırada belli bir zaman için Benî İsrâil’i idare etmek üzere Hârûn’un Mûsâ’ya vekâlet etmesi münasebeti vardır. Söz konusu hadiste Hz. Peygamber (ASM) nübüvvet yakınlığının imkânsızlığını belirtmiştir.

Geride nesep yakınlığı ve savaşa katılmayan Medine halkını belli bir zaman için idare etmek üzere Hz. Peygamber (ASM)’e vekâlet etme işi kalmıştır. Nitekim Peygamber’in diğer

seferlerinde aynı görevi diğer sahâbîler ifa etmiştir. Buna rağmen söz konusu hadis, Hz. Peygamber (ASM)’ın  vefatından sonra hilâfetin Hz. Ali (RA)’a ait olacağına dair Şîa’nın ileri sürdüğü iddiaların önemli dayanaklarından birini teşkil etmiştir (bu konudaki diğer rivayetler için bk. Heysemî,IX, 109-111).            Hz. Ali (RA)’ın  faziletine dair en güvenilir rivayetlerden biri de şöyledir: Hz. Peygamber (ASM) Hayber kuşatması sırasında, sancağı bir gün sonra Allah ve Resulü’nü seven birine vereceğini ve zaferin onun eliyle kazanılacağını söylemişti. Bu müjde Ömer b. Hattâb(RA)’ı  bile heyecanlandırmış, fakat Hz. Peygamber (ASM) sancağı Ali b. Ebû Tâlib (RA)’e vermiş ve fetih gerçekleşmişti (Buhârî, “Cihâd”, 102, 121, 143, “Fezâ’ilü ashâbi’n-nebî”, 9; Müslim,

“Fezâ =ilü’s-sahâbe”, 32-35). Bir diğer sahih rivayet de Hz. Peygamber (ASM)’ın , Ali b. Ebû Tâlib (RA)’ı  ancak müminlerin sevebileceğine, ona sadece münafıkların kin besleyeceğine dair hadisidir (Müslim,”îmân”, 131). Hz. Peygamber (ASM)’e ilk inananlardan biri olması, onun evinde ve himayesi altında büyüyüp yetişmesi, en sıkıntılı günlerinde yanıbaşında bulunması, ayrıca hem amcazadesi hem de damadı olması gibi sebeplerle Resûl-i

Ekrem’in Hz. Ali (RA)’ı gönülden sevmesi ve ona diğer sahâbîlerden farklı iltifatlarda

bulunması tabiidir. Bütün bunlar onun faziletli bir sahâbî olduğunu göstermekle birlike İslâm dini için büyük hizmetler ifa eden ve Hz. Peygamber (ASM)’ın  çeşitli iltifatlarına mazhar olan Hz. Ebû Bekir (RA), Ömer (RA) ve Osman (RA) gibi büyük sahâbîlerin üstünlüklerine gölge düşürmez ve bu tür haberlerin sahih olanları bile hilâfet için delil teşkil etmez.

 

Yazının devamı haftaya çarşamba günü yayımlanacaktır.

 

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.