Hazreti Ali (RA) – 4

 mehmetnurituran

Ali b. Ebû Tâlib (RA) ortaya yakın kısa boylu, koyu esmer tenli, iri siyah gözlü olup sakalı sık ve genişti; yüzü güzeldi, gülümserken dişleri görünürdü. Kendisine Hz. Peygamber (ASM) tarafından verilen “Ebû Türâb” lakabından başka “el-Murtazâ” ve “Esedullâhi’l-gâlib” gibi lakapları da vardır. Çocukluğunda puta tapmadığı için daha sonraları “Kerremallahu vecheh” dua cümlesiyle anılmıştır. Onun, İslâm’ın yayılış tarihinde ve Müslümanlar arasındaki ilim, takvâ, ihlâs, samimiyet, fedakârlık, şefkat, kahramanlık ve şecaat gibi yüksek ahlâki ve insanî vasıflar bakımından müstesna bir mevkie sahip bulunduğunu, Kur’an ve Sünneti en iyi bilenlerden biri olduğunu hemen hemen bütün Sünnî ve Şiî kaynaklar ittifakla belirtirler.

O aynı zamanda tasavvuf dünyası için de vazgeçilmez bir isim olması sebebiyle İslâm tasavvuf edebiyatında, özellikle Mezemotapya ve Orta Asya  kültüründe ayrı bir anlam ve önemle ele alınmıştır.

Her şeye rağmen Hz. Ali (RA)’ın  tarihî şahsiyetini, meziyetlerini ve özelliklerini tam anlamıyla doğru bir şekilde belirleyebilmek çok güçtür; çünkü gerek faaliyetleri gerekse kendisine atfedilen konuşmaları ve şiirleri hakkında son derece farklı rivayetler mevcuttur.

 Kesin olan husus, onun Kur’an ve Sünnet’e tam anlamıyla bağlı, dünyevî işlerden uzak kalmayı dileyen, İslâm tarihinin Cemel, Sıffîn, Nehrevan gibi talihsiz vak’aları sonunda göz yaşı döküp muhaliflerinin iman ve hidayetleri için dua edecek kadar hassas, takvâ sahibi ve idealist bir mümin olduğudur.

Ancak Şiî dünyası, onun İslâm kamuoyunda benimsenmiş olan özellikleriyle yetinmeyip bir fırka olarak teşekküllerindeki esas ve temel unsur olan imâmet vasfı ve hakkı üzerinde

ısrarla durur ve bu hususta Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnetin mantığıyla çoğu zaman uyuşmayan pek çok asılsız menkıbeler ve hatta hadisler ileri sürer. Onlara göre Ali b. Ebû Tâlib (RA), bizzat Hz. Peygamber (ASM) tarafından Allah’ın emriyle kendisinden sonra ümmetin başına imam ve halife olarak tayin edilmiş, Hz. Peygamber (ASM) de nübüvvetinin ilk yıllarından başlamak üzere muhtelif vesile ve delillerle bu konuyu ümmetine bildirmiş veya göstermiştir. Ancak Şiîler’in bu görüşünü İslâm’ın genel prensipleri ve hukuk anlayışıyla bağdaştırmak mümkün görülmediği gibi, bunun büyük Müslüman çoğunluğunun telakkisine ve tarihî gerçeklere de ters düştüğünü söylemek lâzımdır.

İlmî Şahsiyeti; Hz. Ali ashâb-ı kiram arasında Kur’an, hadis ve özellikle fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir. Rivayet ettiği hadislerin çoğu fıkhî konulara dair olup bunları Hz. Peygamber (ASM)’dan  ve Hz. Ebû Bekir (RA), Ömer(RA), Mikdâd b. Esved (RA) ve hanımı Hz. Fâtıma (RA)’dan duymuştur.

Kendisinden de oğulları Hasan (RA), Hüseyin (RA), Muhammed el-Hanefiyye (RH), diğer sahâbîlerden Abdullah b. Mes’ûd (RA), Abdullah b. Abbas (RA), Abdullah b. Ömer (RA), Ebû Hüreyre (RA), Berâ b. Azib (RA), Ebû Saîd el-Hudrî (RA) ve daha başkaları, ayrıca Ebü’l-Esved ed-Düelî, Ebû Vâil Şakîk b. Seleme, Şa’bî, Abdurrahman b. Ebû Leylâ ve Zir b. Hubeyş gibi birçok tâbiîn rivayette bulunmuşlardır.

 Rivayet ettiği hadislerin tamamı 586’dır. Bunlardan yirmisi hem Buhârî hem de Müslim’de yer almakta, ayrıca dokuzu sadece Şahîh-i Buhârî’de, on beşi de Sahîh-i Müslim’de bulunmaktadır. Resûl-i Ekrem ile çoğu zaman beraber bulunması sebebiyle rivayet ettiği hadisler içinde onun şemâil’ine. İbadet ve dualarına dair olanlar daha çoktur.

 Hz. Peygamber (ASM) zamanında yazdığı ve devamlı olarak kılıcının kınında taşıdığı bir hadis sahîfe’si vardı. Bizzat kendisinin belirttiğine göre bu sahîfe diyete dair hükümlerle düşman elindeki bir esiri kurtarmanın yolları, bir kâfir için müslümanın öldürülemeyeceği, Medine’nin Harem bölgesi sınırları gibi konulardaki hadisleri ihtiva etmekteydi (Buhârî, “‘İlim”, 39, “Cihâd”, 171, “Cizye”, 10, 17). Söz konusu sahîfe, Rifat Fevzi Abdüimuttalib tarafından muhtevası tahlil edilerek Sahîfetül Alî b. Ebî Tâlib adıyla Kahire’de yayımlanmıştır (1406/1986). Hz. Ali, Kur’ân-ı Kerîm ile bu sahifenin dışında Hz. Peygamber (ASM)’dan  özel bir tâlimat almadığını ve başka bir şey yazmadığını ısrarla belirtmiştir (bk. Müslim, “Edâhî”, 43-45).

 Hilâfeti zamanında, hadislerin dikkatle rivayet edilmesini temin maksadıyla, Hz. Peygamber (ASM)’e aidiyetini kesin olarak bilmediği hadisleri nakledenlere, onları Resûl-i Ekrem’den duyduklarına dair yemin ettirirdi (Tirmizî, “Tefsîr”, 4). Herkesçe bilinen hadislerin

rivayet edilmesi gerektiğini söyler, bu vasfı taşımayan ve güvenilmeyecek derecede zayıf olan rivayetlerle meşgul olmayı menederdi.

  Kur’ân-ı Kerîm konusundaki derîn bilgisinden faydalanmak isteyenleri kendisine soru sormaya teşvik eder, âyetlerin nerede ve ne zaman nâzil olduğunu çok iyi bildiğini söylerdi. Zira Hz. Peygamber (ASM) daha hayatta iken Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberlemiş bulunan

ve onun meselelerine hakkıyla vâkıf olan sayılı sahâbîlerden biri de o idi. Ne yazık ki aşırı taraftarları hadis konusunda yaptıkları gibi tefsir ilminde de ona birçok görüş nisbet ettikleri için, Kur’an tefsirine dair güvenilebilir pek az kanaati kaynaklara intikal edebilmiştir.

 

Ondan rivayet edilen tefsire dair bilgilerin güvenilir üç tariki şöyledir:

1:Hişâm b. Hassân el-Ezdî – Muhammed b. Şîrîn – Abîde es-Selmânî – Ali b. Ebû Tâlib (RA). 2: Abdullah b. Abdurrahman b.Ebû Hüseyin – Ebü’t-Tufeyi Âmir b. Vâsile el-Leysî – Ali b. Ebû Tâlib (RA).

3: Zührî -Ali b. Zeynelâbidîn – babası Hüseyin b.Ali – babası Ali b. Ebû Tâlib (RA).

Talebesi Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Ali b. Ebû Tâlib (RA)’den daha güzel Kur’an okuyan birini görmediğini söylemiştir. Ondan arz yoluyla kıraat öğrenen diğer tâbiîler arasında Ebü’l-Esved ed-Düelî ve Abdurrahman b. Ebû Leylâ da bulunmaktadır.

Ali b. Ebû Tâlib (RA) Yemen’de kadılık yapmıştır. Hz. Peygamber (ASM) Hâlid b. Velîd’den

sonra onu bu görevle Yemen’e göndermek istediği zaman, kendisi ilmî durumunun böyle bir vazifeyi başarıyla yürütmeye elverişli olmadığını ileri sürmüş, fakat Hz. Peygamber (ASM) elini onun göğsüne koyarak kendisini teskin etmiş, Allah Teâlâ’nın ona doğruyu ilham

edeceğini ve hakkı söyleteceğini belirterek tereddütlerini gidermiş, orada nasıl hükmetmesi gerektiğini öğretmiştir (Ebû Dâvûd, “Akdiye”, 6; Tirmizî, “Ahkâm”, 5;Müsned, i, 83, 88, 111, 136, 149, 156).

Veda haccında Hz. Peygamber (ASM)’le birlikte haccetmek için Yemen’den yola çıkmış ve Mekke’de buluşmuşlardır. Onun hukuk bilgisi ve hüküm vermedeki başarısı Hz. Ömer (RA) tarafından, “En isabetli hüküm verenimiz Ali idi” şeklinde ortaya konulmuştur (Buhârî, “Tefsîr”, 2/6). Bu sebeple ilk üç halife önemli meselelerde onun fikrini almayı ihmal etmemişlerdir.

Diğer sahâbîler de görüşlerinin doğruluğuna inandıkları için hakkında fikir beyan ettiği dinî bir meseleyi başkalarına sorma ihtiyacını duymamışlardır. Ashabın en âlim simalarından

biri olduğu halde ondan İbn Ömer (RA), İbn Abbas (RA)  gibi genç sahâbîlerden daha az bilgi nakledilmesinin sebebi, hilâfet yıllarının tamamen savaşlarla ve ortaya çıkan fitneleri bastırmakla geçmiş olması, geniş fıkıh ve tefsir bilgilerini genç nesillere aktarmaya fırsat bulamamasıdır.

 Ötekilerin bu konudaki en büyük avantajları, Hz. Ali (RA)’a nisbetle daha uzun bir ömür yaşamış olmalarıdır. Muhammed Revvâs Kal’acinin derleyip yayımladığı Mevsûaatü Fıkhi Alî b. Ebî Tâlib (Dımaşk 1403/1983, 648 sayfa) adlı esere bakarak onun İslâm hukuku sahasındaki geniş kültürü hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.

Hz. Ali (RA)’ın Arap’ça gramerin esası olan nahiv ilminin esaslarını ortaya koyduğuna dair kuvvetli rivayetler var. Arap harfleri ile matematiksel hesap yapma tekniği olan Cifr ilminin ona nisbet edilmesi ise tartışmalı bir konudur.

Fesahati ve üstün hitabeti ile de tanınan Hz. Ali (RA)’ın  güze! ve hikmetli sözleri kaynaklarda nakledilegelmiştir; fakat onun düşünce ve hitabetine has özelliklerden yoksun siyasî-dinî görünümlü bazı hitabe ve mektupları şair ve edip Şerîf er-Radî (ö. 359/969) tarafından bir araya getirilmiştir (bk. NEHCÜ’I-BELÂGA).

 

Yazının devamı haftaya çarşamba günü yayımlanacaktır.

 

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.