Hayal Kırıklığı ve Baskıların Başlaması

mehmetnurituran

1930’dan başlayarak eski uluslar politikasından vaaz geçilip tersine dönmüş ve kültürel otonomiler tasfiye edilmiştir. Bunların çoğu ise diaspora durumundaki azınlıklardı. Çağdaş tarihçiler bunu savaş hazırlıkları olarak değerlendirmektedir.

Tasfiyelerin esas nedenlerinden birisi Stalin kültünün merkezileşmesiyle bağlantılıdır. Bir nevi “karşı devrimciler ve rejimin politikalarıyla aynı fikirde olmayanların çalışmaların yoğunlaşması, zorla kolektifleştirme ve sanayileşmeye karşı olanlar” ve SSCB sınırlarındaki “kaypak” etnik yapıların tahliye edilmesi o dönemki savaş hazırlıkları arasında sayılıyor. Bütün bunlar Almanya, Finlandiya, Japonya’ya karşı savaş hazırlıkları olarak değerlendiriliyordu. Yani böylelikle Baltık İngria ve Uzak Doğudan sonra Kafkasya’nın temizlenecekti. Stalin’e göre bu bölgede fazla olan ve temizlenmesi gereken halklar Hemşinliler, Koreliler, Kürtler, Almanlar, Karaçaylar, Kalmıklar, Çeçenler, İnguşşar, Balkarlar, Kırım Tatarları, Rumlar, Meshet Türkleri (veya Ahıska Türkleri) ve diğerleri.

9 Mart 1936 da Komünist Partisi Merkez komitesi SSCB’nin ajan, terör ve şantaj unsurlarından koruması adıyla bir kararname çıkardı. Böylelikle politik mülteciliklerin ülkeye girişi zorlaştırıldı onun dışında tüm SSCB bölgesinde içerdeki uluslararası örgütleri temizlemek için bir komisyon kuruldu. 1936 de anayasa değişiklikleri ile ünlüdür yani Lenin anayasasının yerine Stalin anayasası oluşturuluyordu. Bu 5 Aralık 1936 Sovyetlerin 8. kongresinde yarım yıllık tartışmalardan sonra onaylandı.

“Stalin anayasası” yâda “Sosyalizmin zaferi Anayasası” ideolojik ve politik olarak dönüşümü başarma ve devrimi sağlamlaştırma iddiası taşıyordu. Dünya devrimi fikrinden vazgeçilip kişilik kültünü yükseltiyordu. SSCB zenginliğinin hepsi halkın mülkiyeti bireyin yasal hakları (örneğin, vicdan özgürlüğü, fikir özgürlüğü, dinlenme, emeklilik hakkı, dünya devriminin fikirlerini vb reddetti )onları kullanmayı halka devir ediyordu. Ama herkes çok iyi anlıyordu ki bütün yenilikler sadece bir görüntüden ibaretti gerçeği çok farklıydı.

İç işleri Halk Komiserliği (NKVD) 11. 10. 1930 tarihinde tüm halklara olduğu gibi Kürtler için de çok sert kararnameler çıkardı. Talimnameler çerçevesinde Azerbaycan sınırlarında yaşayan Kürtler göçertilmeye başlandı. 1937’ye kadar Orta Asya ve Trans Kafkasya’da özel alanlar oluşturuldu ve bu alanlardaki nüfus Orta Asya’ya göçertildi (bu dönemde Trans Kafkasya’dan Orta Asya’ya göçertildiği gibi Orta Asya’daki bazı azınlıklara yer değiştiriliyordu).

1937 sonunda halkların yerleşik olduğu Cumhuriyetlerdeki ilçe ve köy yönetimleri, ihtiyar heyetleri tasfiye edildi. Böylece 1937-1938 yılında Azerbaycan ve Ermenistan Kürtleri Orta Asya cumhuriyetleri ve Kazakistan’da iskân edildi. Göçertildikleri yerlerde köylere üç dört aile şeklinde yerleştiriliyordu. Kırgızistan ve Kazakistan’a 1325 civarında Kürt yerleştirildi. 1937 sonlarında Ermenistan ve Azerbaycan’dan Kazakistan’a (Almata ve Güney illerine) 1121 Kürt ailesi tehcire tabi kılındı. Aynı dönemde buradaki İranlılar da göçertildi ki bunların da % 10’nu Doğu Kürdistanlı Kürtlerdi.

Bu zorunlu göçlerle sırasında anadilde eğitim ve yayınlarda lağvedildi. Aynı şekilde ulusal folklor ve ulusal elbiseye de yasak getirildi ve Kürt kelimesinin kullanılması yasaklandı.

1930’lu yıllarda kimlik alan çocuklara uyrukları kısmına Kürt ismini yazmamaları telkin ediliyordu. Başka bir milliyet tercihi yapılırsa onun için her türlü hak ve yaşam perspektifi veriliyordu. Böylelikle “gereksiz ve istenmeyen” insanların sayısının çoğalması engellenecekti.

Böylelikle birçok Kürt kendini Azeri olarak kaydetmişti. Azerbaycan’da kalan Kürtler ise Ermenistan ve Nahçıvan bölgesindekiler gibi göçettilmemek için kimliklerine Azeri yazıyorlardı. Böylece Azerbaycan’da Kürt sorunu “çözüldü”. Yani zorunlu iskândan önce cumhuriyette 50 bin Kürt yaşıyor idiyse 1979’deki sayımda bir tane bile Kürt yaşamıyordu. Yani halk yoksa otonomide yok. Gayri resmi istatistiklere göre Kızıl Kürdistan’da normal nüfus artışını (Kürtlerin çok çocuklu aile yapılanmasını ) göze aldığımızda en az 300 bin Kürt yaşamalıydı. Okulsuz kalan Kürt çocukları Ermeni, Azeri ve gürcü okullarına geçiyordu ve çoğu okulu bitiremiyor başarısızlıktan dolayı okuldan atılıyordu. Çünkü onlar Ermenice ve Azerice bilmiyordu. Böylelikle Kürtlerde eğitimsizlik ileri boyutlara ulaşıyordu ve çok hızlı gelişen Kürt kültürü geriletildi. Böylece halkları yok etme diğer topluluklar için de büyük başarıyla tamamlanmıştı.

TEHCİR DALGASI;

Kızıl Kürdistan kısa süre var olmasına rağmen ve Kürtler Orta Asya’ya sürgün edilmesine rağmen Sovyet Kürtlerinin ulaştığı başarılar dışarıda yaşayan Kürtlerin Sovyetleri örnek ve Kürt sorunun çözümünde referans gibi gösterip mücadeleyi aktifleşmesine yol açmıştır. Sosyalizmin inşasının ilk dönemlerine Orta Asya büro sekreteri İ.A Zelennski Merkez komitenin 14 kongresine sunduğu raporunda “Hindistan’ın binlerce kilometre ötesinden insanlar çok farklı doğulu halklar ve aşiretler bize göç ediyorlar. Bunlar Belluciler, Kürtler, Camis, Xazeri ve Berberilerdir. Bunlar var olan kölelik konumundan kaçanlar yâda kendi ulusal sorunlarının hal edilmesini isteyenlerdir. ” diye yazıyordu.

Kürtler Sovyet ordusunun 1941’de İran’a geçişine yardımcı oldular. Kurye veriyorlardı jandarma ve ordu birliklerine saldırıp İran ordusunun direnişini karıyorlardı.

İkinci Dünya savaşının başlarında Doğu Avrupa bölgesindeki etnik Almanlar SSCB bölgesinden sürüldüler. O dönem yani 1942-1944 arasında birçok ulus göçettirildi. Finliler, Karmıklılar, Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar, Kırım Tatarları, Nogaylar, Meshet Türkleri, Yunanlılar ve saire. Resmiyette zorunlu göçün nedeni ordudan kaçış, düşmanla işbirliği, Sovyet karşıtlığı olarak gösteriliyordu. Zorunlu göçe tabi tutulanlar arasında çocukları savaş sırasında Kızıl Ordu saflarında savaşanlar da vardı.

Bu zorunlu göçlerin ilk aşaması büyük bir suç teşkil ediyordu, çok kaba bir tarzda bir nevi talan karakteri taşıyordu. Birçok araştırmacı bu girişimlerin Sovyet topraklarında ilerleyen Almanların işine yaradığını söylerler. Çünkü Almanlar baskıya uğrayan bu halklara özgürlük sözü veriyordu. Öyle veya böyle göçettirme Alman propagandasına malzeme sağlıyordu.

 Unutmayalım ki zorunlu göçertme 1944’de yani Almanların kovulmasından sonra sürdü. Stalin istihbarat elemanlarının şiddetine maruz kalan uluslar alman ordusuna zaten aktif rol oynadılar. Özellikle de Kafkaslar. Stalin savaştan sonraki hedefi jeopolitik anlamda önemli olduğu için Gürcistan olması şaşırtıcı değildi.

1944 baharında Gürcistan’da tehcir başladı. Bunların sayısı 77,5 bine ulaşır. Bunlar Türkiye ile sınır olan Doğu Gürcistan bölgelerinde yaşıyorlardı. Martın sonlarında başladı 608 Kürt ve Azeri aile (yaklaşık 3240 kişi) göçertildi. Tiflis içinde yaşayanlar Gürcüler SSCB içinde gönderildiler. Stalin Gürcistan’da daha çok Müslüman halklarına yöneldi. Yani o dönemin deyimiyle “kültürel olarak Türklere meyilli olanlar” (Türkler, Kürtler, Xemşiller (Müslüman Ermeniler) ki bunlar Sovyet -Türk sınırında (Axalsik,Adige, Asbinzen, Axalkalık ve Bogdan ) ilçelerinde yaşıyorlardı. Burada Türk diye kast edilenler sonradan kendine Azeri diyen Meshet Türkleri aslında tarihi olarak Gürcistan Meshet bölgelerinden gelmekteler ve Gürcü kökenlidirler. Ama çok uzun süre Türk iktidarlarının egemenliği altında kaldıkları için Gürcü değil Türk isimleri almış onların dilini kullanmış ve Müslüman olmuşlardır. Onlar zaten 1928- 1937 yıllarında da sürgüne uğramışlar ve Gürcü soyadı almaları zorunlu kılınmıştı ve bu dönemde 3180 insan daha sürgün edilmişti. Beria 24.07.1940 Stalin’e yazdığı bir mektupta Gürcistan sınır bölgesinde 16700 hanenin Kazakistan ve Özbekistan’a göçertilmesi gerektiğini söylemişti. Bunlar Kürtler, Türkler ve Hemşinlerdi.

 3 Temmuz’a gelindiğinde 76021 Türk, 8694 Kürt, 1385 Hemşin’in tehcir edilecek bunların yerine diğer bölgelerden getirilen 7 bin köylü ve 20 asker yerleştirilecekti. Tehcir hareketini A. Kabulov, Gürcistan istihbaratı ve içişleri bakanlığı ortak yürütecekti.

Tahliye 15. 11. 1944’ün sabahında başladı ve 3 gün sürdü. Farklı kaynaklara göre 190 ila 116 bine yakın insan tehcire tabii tutuldu. Bunların 53135’i Özbekistan’a, 28590’ı Kazakistan’a 10546’ı Kırgızistan gönderildi. Ayrıca Cec’ler yâda Simayilka’lar denilen Zazaca konuşan aşirette Gürcistan’ın Acar otonom bölgesinin merkezi Batum’dan 1944 yılında Sovyet rejimi tarafından diğer Kürtler gibi özel sürgün kapsamına alınarak Kazakistan ve Kırgızistan’a getirilirler. Ancak onlar diğer Kürtler ile birlikte değil birkaç ay sonra topluca getirilirler. Onlar da diğer Kürtler gibi zorunlu iskâna tabi tutular ama birlikte olmalarına izin verilmez.

 O dönem Türkler SSCB’nin sınırlarında 30 alay bulundurmasına rağmen Sovyetler bundan daha çok içindeki azınlıklardan korkuyordu. Baria’ın (28.11. 1944) Stalin ve Molotof’ yazdığı mektupta bu insanlar hakkında şu iddialarda bulunuyordu “Türkiye’de akrabaları var, kaçakçılıkla uğraşıyorlar ve karşıt fikirleri var. Tüm bu olaylar Türk istihbaratının istihbarat çalışmalarına olumlu bir zemin sunuyor. Ayrıca çetevari grupların oluşturuyorlar ”

Haftaya yazı dizime “Tehcir Edilen Halkların Sözde Rehabilitasyonu;” konusuyla devam edeceğim.

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
1
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.