Bâbıâli’nin Bedirhan Bey Harekâtını Başlatması

mehmetnurituran

 Bâbıâli, Bedirxan Bey sorunun çözülmesi için başından itibaren uzlaşmacı bir politika izledi. Kendisi nezdinde daha önce yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı64. Bunda en büyük etken, onun kararsız ve inatçı kişiliği idi. Fakat her şeye rağmen hükûmet bir taraftan sorunu barışçı yollarla çözme çabalarını sürdürürken diğer tarafından son seçenek olarak da yapılacak askerî harekâtın hazırlıklarını sürdürmekteydi. Cizre’ye hareket edecek olan ordunun ihtiyacı olan iaşe, cephane ve malzemenin taşınması için bütün hazırlıklar yapıldı66. Müşir Osman Paşa, Bedirxan Bey’e yönelik askerî harekâtı 1847 yılının Haziran ayının ilk günlerinde kuzey ve güneyden başlattı. Güneydeki birlikler kendi içerisinde üçe ayrılıyordu. Bunlardan sağ kanadı Ömer Paşa, sol kanadı Anadolu Ordusu Karargâh Komutanı Sabri Paşa, ortadaki birlikleri ise Anadolu Ordusu Komutanı Müşir Osman Paşa komuta ediyordu. Müşir Osman Paşa, Cizre’ye sınır olan Hasankeyf’e, Emin Paşa komutasında yeteri kadar nizamiye askeri, başıbozuk asker ve top göndermiştir. Birlikler belirtilen mevkiye vardığında Bedirxan Bey’in Van’dan getirttiği ve Han Mahmud’un emrine verdiği atlı ve piyadeden oluşan üç bin kadar silahlı isyancı ile karşılaştı.

Bu isyancı birlikler, Emin Paşa komutasındaki Anadolu Ordusu’na, doğrudan saldırmaya cesaret edememiş ve askerî birliklere uzaktan ateş açmışlardır. Müşir Osman Paşa’dan gerekli emir gelmediği için Emin Paşa bu isyancı birliklere karşı saldırıya geçememiştir. Paşa’nın emniyet için başıbozuk askerleri ileri sürmesi üzerine iki taraf arasında kısa süreli bir muhabere olmuş, sonrasında Han Mahmut ve yanındakiler yenilerek geri çekilmişlerdir. Cizre bölgesinde, Bedirxan Bey kuvvetleri tarafından Osmanlı ordusuna, zaman zaman ani baskın ve saldırılar düzenlenmiştir. Bu saldırılardan birisi de 13 Haziran Pazartesi gecesi Cizre’nin karşı tarafında, Kasr-ı Geli Kalesi’nin sağ tarafında “Zeytinlik Boğazı” diye tabir edilen bölgede olmuştur. Bedirxan Bey’in adamlarından Telli Bey, gece saat 04.00 sıralarında 4.000 kişiden oluşan kuvvetiyle Ferik Ömer Paşa’nın maiyetinde bulunan nizamiye askerlerinin üzerine saldırmıştır.  Paşa’nın karşılık vermesi üzerine iki taraf arasında muharebe başlamış ve Anadolu Ordusu’nun yoğun topçu ateşi sırasında Telli Bey’in ayağı kırılmıştır. Telli Bey, Osmanlı toplarının bulunduğu bölgeye hücumunu sürdürmüşse de Arabistan Ordusu alayının ikinci taburuna mensup bir binbaşı tarafından başına vurulan kılıç darbesiyle öldürülmüştür. Onun ölümünden sonra Bedirxan Bey kuvvetleri direnemeyip büyük kayıplar vererek kaçmışlardır.

Bu saldırı sırasında Anadolu Ordusu, biri yüzbaşı ile 28’i yerli asker olmak üzere toplam 29 asker kaybetmiştir69. Bedirxan Bey, Anadolu Ordusu’na baskın yapmak isterken kendisinin baskına uğraması üzerine sıkıntıya düşmüş ve yanındaki kuvvetlerle birlikte dağlara çekilmiştir. Çekilirken de nehir üzerindeki köprüyü tahrip ettirmiştir. Birkaç gün içerisinde köprü tamir ettirilmiş ve Anadolu Ordusu Cizre’den hareket ederek onun bulunduğu dağ tarafına doğru ilerlemiştir. Bedirxan Bey, 17 Cemazeyilahir 1263 (2 Haziran 1847) Cumartesi gecesi dalkılıç olarak isimlendirilen iki bin kadar piyadesiyle birlikte Anadolu Ordusu’na hiç beklemediği taraftan saldırıya geçmiştir. Bu taarruz, ordugâha yarım saat mesafede ihtiyaten pusuya yatırılmış askerler tarafından görülmüş; taarruza ateşle karşılık verilmiş ve bir saat süren muharebeden sonra isyancılar geri püskürtülmüştür. Bedirxan Bey’in süvarisi yeterli olmakla birlikte tamamı derme çatma ve zorla tutulan kuvvetlerden oluşuyordu. Onun için bunların bir kısmı gizli teminat ile bir kısmı da kaçarak Anadolu Ordusu’na sığınmışlardır. Sığınanlar arasında onun yeğeni İbrahim Bey ile bazı önemli aşiret reisleri de vardır.

Bedirxan Bey, kuvvetlerinin Anadolu Ordusu karşısında yenilgiye uğraması üzerine önce Dergül’e çekilmiş, daha sonra burada da tutunamayarak ailesi ve 4-5 yüz kişilik kuvveti ile birlikte Orak Kalesi’ne çekilmiştir. Anadolu Ordusu, Bedirxan Bey’i takip ederek Dergül üzerinden geçerek kale önünde toplandı. Müşir Osman Paşa, 27 Haziran 1847 Cuma günü kaleyi üç koldan kuşatma altına aldı. Zor durumda kalan Bedirxan Bey, kuşatmanın üçüncü günü (30 Haziran 1847) Anadolu Ordusu’na gelerek teslim oldu. Onun teslim olması üzerine müttefiki Han Mahmut da 4 Temmuz 1847 tarihinde Tatvan’a gelerek Ferik Ahmet Paşa’ya teslim oldu. Anadolu Ordusu Komutanı Müşiri Osman Paşa, Sadaret’e gönderdiği 29 Şaban 1263 ( 12 Ağustos 1847) tarihli yazıda, nasihati dinlemeyen ve kuvvete başvuran Bedirxan Bey ve aile fertlerinin ele geçirilerek Cizre ve çevresinde asayişin sağlandığını ifade etmiştir. Doğu harekâtı sonrası ele geçirilen Bedirxan Bey ve ailesi bölgeden uzaklaştırılarak önce İstanbul’a getirilmiş burada kısa bir süre kalıktan sonra Girit Adası’na sürgüne gönderilmiştir.

Şam’da hastalanarak, 1870 yılında Allah’ın rahmetine kavuşur. Türbesi Şam’da Salihiye mezarlığındadır. 30.04.1997 yılında Celal Talabani ve Kemal Burkay tarafından kubbesi restore edilmiştir. Türbesinin üzerinde şu ibare yazılıdır:

“Mîrê Cizîra Botan

Mîr Bedirxanê Azîzan

Rehmeta Xwuda li ser vî

Li ser malbata wî bit.1286.”

Türkçesi:

Cızira Botan’ın Beyi (Kralı)

Azizanlı Bedirhan Bey

Allah’ın rahmeti üzerine olsun

Ailesinin de üzerine. 1286

Ölünce geride 4 eşi, 6 cariyesi, 21 oğlu, 21 kızı, 10 torununu teşkil eden 63 kişilik bir ailesi kalmıştır. Bu çocukları ve torunları önemli görevlerde bulunmuşlardır.

Selam ve duâ ile Allaha emanet olun.

TANZİMAT’IN DİYARBAKIR VE ÇEVRESİNDE UYGULANMASI

Bedirxan Bey isyanın bastırılmasından sonra hükûmet, bölgede huzurun ve güvenliğin sağlanması için çalışmalara başladı. Öncelikle Bedirxan’ın ve bazı Kürt beylerinin karşı çıkmaları sebebiyle Doğu bölgesinde bir türlü hayata geçirilemeyen Tanzimat’ın uygulamasına başlandı. Bu amaçla Van Sancağı’nda Tanzimat’ı uygulamakla görevlendirilen Mustafa Paşa, bu sancağa kaymakamı oldu.  Meclis-i Âzâ oluşturuldu ve yeni vergi sistemine geçildi. Fakat Tanzimat’ın getirdiği yeni vergi sistemi hemen uygulamaya geçirilemedi. Çünkü Kürt beylerinin bölgede yaptıkları zulüm sebebiyle reaya, fakir ve perişan duruma düşmüştü.

 Onun için 1847 yılına ait halktan alınacak olan memleket vergisinin alınmaması kararlaştırılmıştır. Cizre’de Tanzimat’ın uygulanması sırasında birtakım sıkıntılar yaşanmıştır. Cizre Kaymakamlığı’na getirilen Mustafa Paşa, bölgenin mukataalarını yerli Kürt beyleriyle birlikte iltizam ederek kanun dışı hareket etmiş ve mültezimler halktan öşürün yarısını vergi olarak almışlardır. Musul’da reayadan 50 kuruş vergi alınırken Cizre’de 85 kuruş vergi alınmıştır. Kanun dışı uygulamalarından dolayı Mustafa Paşa, 1849 yılında görevden alınmıştır. Musul Eyaleti de Tanzimat-ı Hayriye’nin uygulama kapsamına alınmış ve eyalet valiliğine Vecihi Paşa getirilmiştir. Tanzimat’ın Doğu bölgesindeki uygulaması kapsamında, idarî alanda birtakım yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bölgede yeni bir idarî teşkilatlanmaya gidilmesinin başlıca sebepleri, asker toplanması gereği, bölgede asayişin korunması ve vergi tahsilinde karşılaşılan zorluklardır. Bu amaçla, 13 Aralık 1847 tarihinde Diyarbakır Eyaleti ile Van, Muş, Hakkâri Sancakları ve Cizre, Botan, Mardin kazaları birleştirilerek Kürdistan adında yeni büyük bir eyalet kurulmuştur. Eyalet valiliğine ise, Esad Paşa tayin edilmiştir. Yeni düzenlemeyle Anadolu Ordusu’nun merkezî olarak kabul edilen Ahlat kasabası, Kürdistan Eyaleti’nin de merkezi olmuştur. Kürdistan bölgesinde, yapılan yeni idarî düzenlemelerle birlikte bölgede birtakım atamalar da yapılmıştır. Van Kaymakamlığı’na Mehmet Reşid Paşa, Diyarbakır Kaymakamlığı’na Süleyman Paşa, Cizre, Botan ve Mardin kazaları birleştirilerek kaymakamlığına önceki Van Kaymakamı olan Mustafa Paşa getirilmiş; Erzurum Defterdarı Tevfik Efendi de, Kürdistan Eyaleti defterdarlığına tayin edilmiştir.

Kürdistan Eyaleti’nin genişliği nedeniyle şer’i işlerin yürütülebilmesi için Şeyhülislamlık tarafından uygun birinin Kürdistan mollası olarak tayin edilmesi kararlaştırılmıştır. Van Gölü’nün kuzey kıyısındaki Ahlat şehri, yaklaşık dört yıl boyunca Kürdistan Eyaleti’ne merkezlik etmiş; Temmuz 1851 tarihinde Diyarbakır Kaymakamlığı kaldırılarak bu eyaletin merkezi Diyarbakır’a taşınmıştır. Çok geniş bir alanı kapsayacak bir şekilde oluşturulan bu eyalette kısa bir süre sonra önemli değişikliklere gidilmiştir. Örneğin; Hakkâri Sancağı, Aralık 1849’da eyalet hâline getirilmiştir. 1849 yılında Hakkâri, Van, Mardin ve Cizre birleştirilerek Hakkâri Eyaleti teşkil edilmiş ve bir süre sonra bu eyaletin adı Van Eyaleti olarak değiştirilmiştir. 1852 yılında ise, kaza olarak Kürdistan Eyaleti’ne bağlanmıştır. 1856 yılında idarî bir birim olarak Kürdistan Eyaleti, Diyarbakır, Mardin ve Siirt sancaklarını içerisine almaktaydı. 1867 yılında yapılan yeni bir düzenlemeyle Diyarbakır ve Mamüratülaziz Eyaletleri, Diyarbakır vilayeti çatısı altında birleştirilmişlerdir. Tanzimat’ın Doğu bölgesinde uygulanmasında karşılaşılan birtakım güçlüklerden dolayı bölgede yeni idarî teşkilatlanmalara gidilmiştir. Fakat alınan bütün tedbirlere rağmen bölgede hükûmet otoritesi uzun yıllar sağlanamamış ve Tanzimat buralarda fiilen uygulanma alanına konulamamıştır.

Selam ve duâ ile Allaha emanet olun.

 

 

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.