Birinci Dünya Savaşı ve Bediüzzaman Said Nursi

mehmetnurituran

Malumunuzdur ki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Mesâil-i İmaniye ve Hakai-ki İslamiyede Müceddid olduğu gibi aynı zamanda bir mücahiddir. Başta Tarihçe-i Hayat olmak üzere hakkında birçok eser kaleme alınmıştır ve herkes her yönüyle onu tanıtmaya çalışmıştır. Biz bu çalışmamızda onun savaş ve esaret yıllarını anlatmaya çalışacağız.

Savaş

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Üstad Hazretleri yaklaşık dört yüz talebesi ile Van’daki medresesinde bulunuyordu ve bütün talebelerini yaklaşan savaşa karşı silahlandırmış ve eğitmiş.

Savaş başladığı zamanda Hamidiye Alayları’nın dışında bölgenin büyük alimleri de talebeleri ve müritleri ile savaşa katılmışlar bunların birkaçı şunlardır; Küfrevi Şeyhi Abdulbaki, Norşinli Şeyh Ziyaeddin, Şeyh Salahaddin, Zilanlı Şeyh Halid, Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Ahmed Berzani ve Bediüzzaman Said Nursi. Bu zevat içerisinde büyük bir aşireti ve hanedan mensubu olmadığı halde sadece ilmi kariyeri ve şahsi meziyetleri ile bu kadar kuvvet toplayabilmiş ve gönüllü yarbay rütbesi ile savaşa katılmış tek kişidir.

Savaşa Erzurum-Pasinler cephe hattında dahil olmuş çok şiddetli çatışmaların her noktasında savaşmış ve bu halde iken bazen at sırtında bazen avcı hattında en kıymetli kitaplarından biri olan İşaratü’l-İ’caz adlı eserini talebesi Molla Habib’e yazdırmıştır. Bu savaşta kendisine üç şarapnel parçası isabet etmiş; birisi yaralanmasına sebep olmuş, diğer ikisinden birisi hançerine, diğer birisi ise tütün tabakasına isabet ettiğinden yara almadan kurtulmuş.

Ancak bütün bu gayretlere rağmen Osmanlı ordusu Erzurum hattında da tutunamamış ve savaş Malazgirt’e kaymış. Orada Rus ordusu durdurulmuş fakat uzun süreli olamamış. Bundan sonra Üstad Hazretleri Van Kalesi’nin savunmasında bulunmuş. Van Kalesi’nin düşmesi üzerine Bitlis bölgesine çekilmiş ve başta Dideban Dağları olmak üzere çevre köylerde Ermeni Kazak çeteleri ile savaşmış. Bu sırada Muş, Rusların eline geçmiş. Bitlis Kalesi de kuşatılmış. Bitlis’e doğru çekilen Osmanlı askerleri ve aşiret kuvvetleri ellerindeki topları geride bırakmışlardı. Bediüzzaman Hazretleri üç yüz gönüllüyle topları bir gecede geri aldı ve Bitlis’e getirdi.

O topların sayesinde Bitlis halkı, Vali Vekili Memduh Bey ve Askeri Komutan Kel Ali (daha sonra İstiklal Mahkemeleri’ne başkanlık yaptı) şehirden çekildiler. Onların çekilebilmeleri için Said Nursi ve birkaç talebesi gönüllü olarak kaldılar. Bu sırada talebesi olan biraderzadesi molla Ubeydullah çatışmalar esnasında kendisini ona siper ederek onun bedeline şehit oldu. Kendisi de Bitlis Deresi’ni geçerken ayağını kırdığından kıpırdayamaz durumdaydı ve bu vaziyette otuz üç saat kaldıktan sonra Ruslara esir düştü.

Esareti

Bundan sonrasını Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin beşinci nesil torunu olan ve yedek subay olarak savaşa katılan Mehmet Feyyaz Efendi’nin (1893-1919) Bitlis’te esir düştükten sonraki hazin öyküsünü yazdığı günlüğünden okuyalım.

“16 Mart 1916, develerle esir olarak yola çıktık. Akşamüzeri Başhan’a (Bitlis-Tatvan karayolundaki tarihi Başhan Hanı) vardığımızda 40 şehidin cesedinin üst üste yığılmış olduğunu gördük. Develerden indiğimizde bir gurup Rus askerinin Ermeni Kazaklarıyla tartıştığını gördük. Yanaştığımızda öldürmek için Said Kürdi’yi (Nursi) teslim almak isteyen Kazaklarla onları oturduğu yerden sükûnet içinde izleyen Said Kürdi’yi (Nursi) gördük. Ancak Rus askerleri teslim etmediler ve 7 Mart 1916’da beraberce yola çıktık. 12 Mart’ta Van’a ulaştık. Yol boyunca geçtiğimiz her Ermeni köyünde Said Kürdi’yi (Nursi) tanıyanlar onu öldürmek için talepte bulundular.

Van’da Said Kürdi’yle birlikte üç kişi bir odada kaldık. Orada kaldığımız dört gün içinde Rus Komutan her gün ziyaret edip hatırımızı sorardı. 16 Mart’ta nakliye arabaları ile yola çıkıp Erçek’e (Van’a bağlı otuz kilometre mesafede belde) geldik. Burası bir Ermeni kazasıdır. Said Kürdi’yi tanıyıp hakaret ettiler. Seyfullah adlı Müslüman Rus askeri nöbetçiden Said Kürdi’ye (Nursi) suikast yapılacağını öğrendik. O geceyi korku içinde geçirdik. Sabahleyin Rus komutan, Ermenileri hiç sevmeyen eşi ve 12 yaşında bir Müslüman olan evlatlığı (bu çocuk Bitlis’in Ziydan Mahallesi’nden Abdulmecit Efendi’nin oğludur. Türkçe, Kürtçe, Ermenice biliyor ve Türkçe okuyup yazabiliyordu. Ailesi Ermenilerce katledildiğinden Rus Komutan onu evlatlık almış) ile geldi. Komutan Ermenilerin talebini kabul etmediği gibi onları kovdu. Aynı gün Tiflis’e doğru yola çıktık. 13 Nisan günü Said Kürdi’yi (Nursi) yaralı olduğu için Tiflis’te bırakıp Culfa’ya doğru yola çıktık. (NT Tarih Dergisi, Sayı. 27) Bu zat Esir kampında da Üstad Hazretleri ile beraber bulunmuş. Hasta olduğu için 1918 yılında serbest bırakılmış. Maçka üzeri Erzurum’a giderken Ankara yakınlarında 26 yaşında vefat etmiş kabri Ankara’dadır.”

Tiflis’te yaklaşık olarak altı ay kalır çünkü yaralıdır. Orada esir iken Bitlis Vali Vekili Memduh Bey 22 Ağustos 1916’da Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği yazıda esir subayların maaşı gönderildiği zaman Said Kürdi’nin Bitlis savunmasında esir düştüğünü ve yardıma ihtiyacı olduğunu belirtir. Bunun üzerine Dahiliye Nazırı Talat Paşa, 20 Eylül 1916’da Hilal-ı Ahmer Cemiyeti (Kızılay) Reisi Besim Ömer Paşa’ya Tiflis’te esir bulunan Said Kürdi’ye özel kuryeyle 60 lira gönderilmesini ister.

Hilal-ı Ahmer Cemiyeti Başkanlığı 23 Eylül tarihli karşı yazısında şöyle diyor.

Esiren Tiflis’te bulunan Bediüzzaman Said Kürdi’ye gönderilmek üzere memur-u mahsusa ile irsal buyrulan 60 lira alınarak, makbuzu ilgili memura tevdi kılınmış ve söz konusu meblağın mukabili olan 1254 Mark esir mumailyhe (Beiüzzaman’a) gönderilmiştir”  (BOA. Fon kodu. DH.KMS Dosya No:41 Gömlek No:36)

Ekim 1916’da Tiflis’ten Culfa’ya (Culfa Reyonu Nahçıvan’ın İran sınırındadır) götürülür. Oradan ‘Tepluşki’ denilen trenlerin yük vagonlarıyla Kilogriv’e (Kostroma’ya bağlı. Volga’ya birleşen Unzha (Unja) Nehri kıyısında küçük bir kasaba) orada bir müddet kaldıktan sonra Kostroma Oblastı’ındaki (Rusya Federasyonu‘nun batı kesiminde, Kostroma Oblastı‘nın merkezi kent. Volga Nehri kıyısında, Moskova‘nın 320 km kuzeydoğusunda yer alır) büyük esir kampına gönderilmiş. Orada 90 subayla beraber aynı koğuşta kalmış. Subayların anlatımına göre orada da dersler vermeye devam etmiş.

Haftaya yazımın ikinci bölümünde Bediüzzaman Said Nursi’nin esarette iken yaşadığı bir macera ile devam edeceğim.

Selam ve Dûa ile.

333

(Van Kürt Milis Alayı (Keçe Külahlılar) ve Bediüzzaman Said-i Kurdi)

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir cevap yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.